23 Mart 2020 Pazartesi

PUSULA




Yurt dışında yaklaşık üç sene beraber çalıştığımız bir proje müdürüm vardı, adı Oğuz Şenel,  öldü allah rahmet eylesin, kendisi 1968 İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi ) mezunu, hemde okulun birincisi olduğunu söylerdi.

Oğuz bey, çalışkan, dürüst, işini seven ve işine bağlı biriydi. Atmış üç yaşında olmasına rağmen hala gençlik yıllarındaki öğrenme arzusunu, merakını yitirmemiş bir insandı.
Bir gün bana anlattı, Amerika da yaşayan Ahmet adında ablasının oğlu bir yiğeni varmış. Sordum diyor Ahmede “Bu Amerikalıların başarısı nereden kaynaklanıyor “ diye. Ahmet “  Dayı, burada yaşayan insanlar her meslekten, her din, dil , ırk ve yaştan kim olursa olsun, ne yapıyorsa yapsın, yaptığının en iyisini yapmaya çalışırlar, hile hurda bilmezler ve vatanlarını çok severler, etnik yapıları onlar için vatandan sonra gelir ” dedi.

İnsanın olduğu her yerde yerde iyilik ve kötülüğün, güzellik ve çirkinliğin olmaması düşünülemez, ancak herhalde Ahmedin söylediğinden şunu anlamak mümkün orada yaptığının/ yapacağının en iyisini yapmaya çalışanların olması, yüzde anlamında bayağı yüksek olsa gerek ki adamlar hakikaten bilim ve teknolojide başarılılar ve başı çekiyorlar.

Ne yaparsan yap en iyisini yap, aşk ile yap…

Eskiden yelkenle çalışan büyük teknelerin olduğu dönemlerde, bu teknelere sabotaj yapmak için gemi pusulasının cıvarına gizli bir şekilde mıknatıs yerleştirirlermiş. Pusulasının doğru olduğunu düşünen kaptan, mıknatıstan etkilenip yanlış yörüngede gittiğini, varması gerekli nokta yerine başka yere varınca anlarmış, yanlış iliklenen gömlek düğmesi gibi, son düğmeye varmadan yanlış iliklediğinizi anlayamazsınız.

Şimdi,  bir tarafta yaptığının ve yapacağının en iyisini yapmaya çalışan, vatanını etnik yapısından daha önce tercih eden, diğer tarafta yapması gerekeni yapmayıp yada yapacağının yutturulabilir şekilde yapmaya çalışan, vatandan önce etnik yapısını tercih edenler. 

Hangisinin pusulası hedefe varır ?

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA TEŞEKKÜR


Geçtiğimiz günlerde sağlık çalışanlarına teşekkür adına gece saat 21:00 de alkışlama kampanyası başladı, kim neye göre değerlendiriyor bilmiyorum ancak bu konuda da söylenecek çok söz var.

Önce şunda fikir birliği yapmak lazım, her meslek mensubunun iyisi var, kötüsü var, şöyle söylemek lazım belkide, her meslek mensuplarından mesleğini iyi yada kötü icra edeni olduğu gibi, mesleğini iyi yada kötü niyetle icra edeni var.

Elbette sağlık çok önemli “ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” diyor Atatürk. İnsanlar pekala biliyorlar ki tabiatın / yaradanın / evrensel zekanın insana bahşettiği en büyük zenginlik önce sağlık, daha sonra akıldır, zira akıllıda olsanız sağlık yerinde değilse pek işinize yaramaz.  

Bu arada bu sağlıkçıların dünyaya gelmesine neden olan anne ve babaları, bunları eğiten ve yetiştiren öğretmenleri, bu insanların rahat çalışıp öğrenebilmeleri için yaşadıkları binaları yapan müteahhit/mühendis vb., bu yapılmış binalar için yol ve alt yapı yapan kuruluşları, bunların oluşması için bedeli karşılığı da olsa emek sarfedip çalışan ameleleri,  meslekleklerin  daha iyi icra edebilmeleri için çeşitli alet vb. lerini icad edip oluşturanları, faydalı ürün yapan kuruluşları ve bunların dağıtımını yapan toptancı, marketçi ve eczacıları, sistemin iyi islemesi için kuralları uygulayan iç ve dış emniyet görevlilerini, hasılı biri olmadan diğerinin olamayacağı çok aşikar olan bu sistemde/durumda aslında mesleğini iyi başaran, iyi niyetle yapan her insanı taltif etmeliyiz.

İcad edilmiş son model binek otomobil üzerinde hakkı olan,  tekerleği icad eden ilk insanın hakkı gibi, insanların mesleksel anlamda birbiri üzerinde hakkı vardır.

Yani, sadece sağlık üzerine  ve sağlıklılığımız için mücadele eden insanları değil, mesleğini severek yapan, o mesleğin gelişimi için çaba sarfeden yeri geldiği vakit insan üstü efor sarfeden her meslek  çalışanlarını taltif etmeliyiz, ama bu sadece kuru bir alkış olmamalı,sade bir kuru alkış şov yapmaktan öteye gitmez, gerek teşvik etmek, gerekse gerçekten hakettiği için bunun birde maddi karşılığı olmalı, hepsini aynı kefeye koymadan performansa göre bir karşılık verilmelidir.

22 Mart 2020 Pazar

KABAĞIN SAHİBİ VE VİRÜSÜ




Hikaye basit,  sevdiğim, bir çok zaman bir çok şey için anlattığım, bir çoğumuzun bildiği hikaye, ancak bilmeyenlere anlatmak ve unutmuş olanlara hatırlatmak adına burada yayınlıyorum, daha sonra günümüzde yaşananlarla ilgili bir kaç sözüm olacak.

 Vaktiyle bir derviş, nefs ile mücadelenin sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, kala, bıyık v.s Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.
– Vur usturayı berber efendi.. der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki daha sol tarafa geçmeden, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;
– Kalk bakalım kabak, kalk da traşımızı olalım diye kükrer.
Dervişlik bu, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek… Kaideyi bozmaz derviş, ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.
Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar.
Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder “Kabak aşağı, kabak yukarı”…
Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.
Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın bir kabadayı ya bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;
– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.
Derviş, mahzun ve düşünceli…
– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var, O gücenmiş olmalı…  der ve hikaye biter.

Bu hikaye, yaşanmış bir olay mı, kurgumu bilmiyorum. Ancak bildiğim ve inandığım hakikaten kabağın sahibi misalinde olduğu gibi, içinde yaşadığımız dünyanın / galaksinin / evrenin bir sahibi var.

Yaşadığımız bu boyutta / dünyada / galakside / evrende sonlu bir varlık / yaratık olduğumuz tartışılmaz, verilen /  tercih edilen / yada kurgulanmış ömür sürecimiz bitince bir şekilde bulunduğumuz yerden göçeriz, nereye ve nasıl kısmını karıştırmaz isek, kısaca fiziksel bedenimiz ölür, ruhsal bedenimizin ölümsüz olduğu söylenir, fiziki beden öldükten sonra yaşadığı yada yaşayacakları ile ilgili her dinin, öğreti ve inancın farklı söylemleri vardır ve hepsi de kendisinin doğru olduğunu iddia etmektedirler. Bu yaklaşımlar, aynı, birbirini görmeyip ama bakılan aynı şeyi gören gözlerimiz gibidir.

Bu kabağın, pardon evrenin sahibi mesajlarında, çok güçlü olduğunu, çok adil ve merhametli olduğunu ancak yeri geldiği vakit çok zalim ve gaddar olabileceğini her fırsatta bildirmekte, kendine halife olarak seçtiğini bildirdiği insanları her zaman itidale (orta yol ) davet etmekte, dünya hayatının bir sınav olduğunu, bir çok konuda da doğru yolu bulmak adına akletmek / düşünmek gerektiğini, hatta kısasa kısas gereği zulm edene zulmetmek hakkınız dahi olsa merhamet yolunu seçerseniz sizin için daha hayırlı olacağını velhasılı akletmenin, itidal yolunu izlemenin insanlar için daha iyi olacağını üstüne basa basa bildirmektedir.

Ben artık insanların çoğunun evrenin sahibi olan evrensel zekayı yada onun bakış açısı ile yaklaşımını anlamaktan uzak olduğuna inanıyorum. Bir Alkapone (Amerikan tarihine girmiş, gelmiş geçmiş en azılı gangster olarak bilinir )

Alphonse Capone (kısaca Al Capone), (17 Ocak 1899New York – 25 ocak 1947Florida). İtalyan asıllı Amerikalı mafya lideridir. 19201933 yılları arasındaki ABD alkol yasağından yararlanarak güçlendi. 1929'da Amerikan ekonomosinin zor günler yaşadığı Büyük Bunalım dönemindeki fırsatlardan yararlanarak gücünü arttırdı.
1929 Büyük Bunalımı yıllarında neredeyse hükûmet sahibi olan ünlü gangster Al Capone suç işlemeye çocukken başladığını şu sözlerle açıklamıştır;

Çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.
Kartvizitinde "İkinci el mobilya satıcısı" yazan Al Capone, 17 Mayıs 1929'da ruhsatsız silah taşımaktan sekiz ay hapis cezası yedi. Diğer suçlarından yakalanamadığı için 1931'de vergi kaçakçılığından hapse girdi.

Şimdi bu hikayenin diğer hikaye ile ne alakası var diyenler olacaktır, görünür de bence de bir alaka yok ancak sadece hikayelerdeki bakış açılarını değerlendirmeniz için anlattım.

Şu günlerde salgın haline gelip tüm dünyayı hizaya getiren basit bir vürüs ve bu vürüsün devletler ile  insanlara yaşattıklarında da, olayı yaşayan, anlatan / aktaran ve çözüm arayanların bakış açılarındaki farkları görebilirsiniz.

Bu virüsün oluşturduğu rahatsızlık için, sadece aşısını hazırlamak bir seneyi geçer diyorlar, kimisi çözüm bulundu diyor,

Genel söylem çocuklara zarar vermiyor daha çok atmış yaş ve üstüne zarar veriyor denilmekle beraber,  esas,  güçlü bedenlerin bu virüsün oluşturduğu hastalığı farkına bile varmadan atlattığı söyleniyor,

En basitinden en mükemmeline,  sağlık konusu ile ilgili ağzı olan konuşuyor misali,  hasta bakıcı, doktor, doçent ve profesör, her biri bilinci oranında bişeyler anlatıyor, biribirinden kopye var, abartı var ama ortaya çıkıp en doğru bilgiyi verecek bir mercii yada yetkili yok, resmi makamların söylediklerinin  tutarsızlıkları,  tam bir “saldım çayıra mevlam kayıra “ yaklaşımıdır,  insanlar da bilinçleri oranında algıladıklarına inanıp ona göre vaziyet alıyorlar.

İnanırsanız, elbette devlet yada hükümetin başına geçenlerin/gelenlerin evrensel sınavları daha zorludur. Kınayanlar kınadıkları ile sınanmaktadırlar. Şu an dünyanın düştüğü durum içler acısıdır. Sapla saman,  at izi ile it izi karışmış vazyettedir. Kim iyi,  kim kötü,  kim insanların hayrına çalışıyor yada evrensel doğrular için mücadele ediyor çorba vaziyettedir/ler.

Evrensel zeka, basit bir virüsle kendi yarattığı insanlarına şah-mat yapmıştır. Temennim, herkeslerin yaşadığı sınavlarda başarılı olması, doğru sanıp yanlış kararlar almaktan kurtulunması ve bu sınav sürecinin en az badire ile atlatılması / atlatmamızdır.