Mitolojide gökyüzünün ötesinde, tanrıların ve ruhların süzüldüğü sonsuz bir tayf vardır. Bu göksel alemde tüm ruhlar, iki kanatlı atın çektiği görkemli arabalarla seyahat ederler.
Hikâyedeki
karakterlerin durumu şöyledir:
- Tanrıların Arabaları: Tanrıların (örneğin Zeus’un)
arabasını çeken atların ikisi de mükemmel, uysal ve saf kanattır. Bu
yüzden tanrılar hiç zorlanmadan, büyük bir zarafetle gökyüzünün en tepe
noktasına tırmanırlar. Orada, evrenin ve tüm varoluşun yalın gerçeği olan
"İdealar Meydanı"nı izleyerek beslenirler.
- İnsan Ruhlarının Arabaları: İnsanların arabalarında ise
işler çok karmaşıktır. Arabayı süren bir sürücü vardır ancak ona
koşulu olan iki at birbirinin tamamen zıttıdır:
- Birinci At (Beyaz At): Dik duruşlu, beyaz renkli,
gözleri siyah, şerefe ve ölçülülüğe tutkun, komut dinleyen asil bir
attır. Kırbaca bile gerek duymaz, sadece sürücünün sesiyle hareket eder
ve arabayı hep yukarıya, gökyüzüne doğru çekmek ister.
- İkinci At (Siyah At): Çirkin, eğri büğrü, kalın
boyunlu, basık burunlu, tüylü ve bencil bir attır. Kırbaça ve mahmuzlara
sürekli direnir. Gözü sadece yerde, bedensel hazlarda ve dünyevi
arzulardadır. Arabayı sürekli aşağıya, karanlığa ve toprağa doğru
çekmeye çalışır.
Hikâyenin Gelişimi ve Düşüş
İnsan
ruhunun sürücüsü, tanrıların peşinden gökyüzünün zirvesine çıkıp o mutlak
hakikati görmek ister. Ancak tırmanış başladığı anda arabanın içinde korkunç
bir arbede yaşanır.
Siyah at,
sürücünün emirlerini hiçe sayarak arabayı aşağı çekmeye başlar. Beyaz at yukarı
çıkmak için çabalarken, siyah atın yarattığı sarsıntı yüzünden araba kontrolden
çıkar. Sürücü bütün gücüyle dizginlere asılır; siyah atın ağzını kanatacak
kadar sert çeker ama siyah at direnmeye devam eder.
Gökyüzündeki
bu kaos sırasında arabalar birbirine çarpar, atlar çifte atar ve büyük bir
karmaşa yaşanır. Bu çalkantı esnasında insan ruhlarının kanatları kırılır ve
dökülmeye başlar.
Kanatlarını
kaybeden ve ağırlaşan ruh, artık gökyüzünde tutunamaz. Süzülerek aşağıya, maddi
dünyaya doğru düşer. Yeryüzüne çakılan ruh, tutunacak bir yer arar ve bir insan
bedeninin içine hapsolur. İşte dünyadaki doğum hikâyesi Platon'a göre böyle
gerçekleşir.
Yeryüzündeki Yaşam ve Hatırlama
Yeryüzüne
düşen ruh, gökyüzünde gördüğü hakikatleri ve güzellikleri unutur. Ancak ne
zaman ki dünyada güzel bir şey (bir sanat eseri, doğru bir davranış veya gerçek
bir aşk) görse, içindeki sürücü ansızın irkilir.
Gökyüzünde
gördüğü o "Mutlak Gözelliği" hatırlar. Bu hatırlama ile birlikte
sırtındaki kırık kanat yerleri kaşınmaya, sızlamaya ve yeniden filizlenmeye
başlar. Ruh, tıpkı bir sevgilinin yanında heyecanlanan biri gibi çırpınır. Eğer
insan dünyadayken aklını (sürücüyü) kullanarak siyah atı ehlileştirmeyi
başarırsa, kanatları yeniden büyür ve öldükten sonra ait olduğu gökyüzüne geri
döner.
Platon’un Phaedrus
diyaloğunda insan ruhunun yapısını, tutkularını ve hakikate ulaşma mücadelesini
açıklamak için kullandığı felsefi bir benzetmedir.
Platon bu
alegoride insan ruhunu, iki kanatlı at tarafından çekilen bir arabaya ve
o arabayı yönetmeye çalışan bir sürücüye benzetir.
Alegorinin Kurgusu ve Karakterler
- Sürücü (Akıl - Nous): Arabanın dizginlerini elinde
tutan kişidir. Arabayı doğru rotada tutmaya, kontrolü sağlamaya ve
gökyüzünün en üst noktasına (İdealar Dünyası'na) ulaştırmaya çalışır.
Mantığı, bilgelik arayışını ve iradeyi temsil eder.
- Beyaz At (Ahlak / İrade / İzzet
- Thumos): Asil,
uysal ve soy bir attır. Eğitime ihtiyaç duymadan, sadece sürücünün sözlü
komutlarıyla hareket eder. Şeref, gurur, erdem, cesaret ve doğru olanı
yapma arzusunu simgeler. Sürücünün tarafındadır.
- Siyah At (Nefs / Bedensel
Arzular - Epithumia): İnatçı, çirkin, vahşi ve kontrol edilmesi son
derece zor bir attır. Sürücünün komutlarına ve kırbacına direnir. Bedensel
hazları, açgözlülüğü, şehveti ve dünyevi arzuları temsil eder. Arabayı sürekli
aşağıya, maddi dünyaya çekmeye çalışır.
- Kanatlar (Ruhun Yükselme
Yetisi): Ruhun
tanrısal olana, güzelliğe ve hakikate yükselmesini sağlayan unsurdur. Ruh
erdemli davrandıkça kanatlar beslenir ve güçlenir; kötülüğe ve cehalete
battıkça kanatlar zayıflar ve dökülür.
Mücadele ve Gökyüzü Yolculuğu
Platon’a
göre tanrıların arabalarındaki her iki at da asil ve güçlüdür; bu yüzden
tanrılar sorunsuz bir şekilde gökyüzüne yükselir. Ancak insanların ruhunda tam
bir iç çatışma yaşanır:
- Çatışma: Beyaz at sürücünün
direktifleriyle yukarıya, Hakikatler Meydanı’na (Hyperouranios)
tırmanmak ister. Siyah at ise dizginleri çekerek arabayı aşağıya, dünyevi
ve bedensel hazlara doğru sürüklemeye çalışır.
- Düşüş: Eğer sürücü akıllılık edip
siyah atı dizginleyemezse, araba dengesini kaybeder. Atların kanatları
kırılır, ruh ağırlaşır ve gökyüzünden yeryüzüne düşerek bir insan bedenine
hapsolur (doğuş).
- Yeniden Yükseliş: Dünyaya düşen ruh, bu yaşamda
güzelliği, bilgeliği ve erdemi arzuladıkça kanatları yeniden büyümeye
başlar. Platon buna Aşk (Eros) der. Gerçek aşk ve felsefe, ruha
kaybettiği gökyüzünü hatırlatan bir kıvılcımdır.
Temel Çıkarım
Platon bu
alegori ile insanın kendi içindeki psikolojik çatışmayı özetler: İnsan; mantığı
(Sürücü), ahlaki hisleri (Beyaz At) ve hayvani dürtüleri (Siyah At) arasında
sürekli bir denge kurmak zorundadır. Özgürlük ve bilgelik, siyah atı yok
etmekle değil; aklın liderliğinde onu ehlileştirip tüm gücü tek bir yöne
yönlendirebilmekle mümkündür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder