Bu alegorinin menşei , antik çağ'a ait tek bir yazara bağlı klasik bir metinden ziyade, Doğu kökenli Zen ve Budist anlatılardan beslenen geleneksel bir psiko-felsefi benzetmedir.
Özellikle
Hindistan, Çin ve Japonya’daki bilge-öğrenci (üstat-talebe) diyaloglarında,
ruhsal ağırlaşmayı ve zihinsel yükleri anlatmak için kuşaktan kuşağa
aktarılarak günümüze ulaşmıştır. Modern psikolojide ve terapi pratiklerinde ise
Affetme ve Bilişsel Esneklik süreçlerini örneklendirmek için sıklıkla
kullanılan evrensel bir hikâyedir.
Hikayede köyün
bilge kişisine, içindeki öfke, kırgınlık ve geçmişin yükleriyle yaşamaktan
yorulmuş genç bir adam gelir. Genç adam bilgeye sorar:
"Efendim,
kalbimdeki öfkeyi, bana yapılan haksızlıkları ve geçmişin yükünü bir türlü
unutamıyorum. Bunlardan nasıl kurtulabilirim?"
Bilge adam
bir süre düşünür ve öğrencisine boş bir sırt çantası ile bir çuval büyükçe taş
uzatır. Ardından şu talimatı verir:
"Şimdi
sana haksızlık eden, seni kıran, seni öfkelendiren veya pişmanlık duyduğun her
bir olay ve kişi için bu çuvaldan bir taş al. Taşın üzerine o kişinin veya
olayın adını kazı ve sırt çantana at. Bundan sonra nereye gidersen git, bu
çantayı sırtından hiç çıkarmayacaksın. Yürürken, çalışırken, hatta uyurken bile
çanta yanında duracak."
Genç adam
bunun kolay bir görev olduğunu düşünür. İlk günlerde çantasında 4-5 taş vardır
ve bunları taşımak pek de zor gelmez. Ancak günler geçtikçe, karşılaştığı yeni
olumsuzlukları, geçmişte hatırladığı eski kırgınlıkları düşündükçe çantaya yeni
taşlar eklemeye devam eder. Taşların sayısı arttıkça çanta ağırlaşmaya başlar.
Aylar geçer;
genç adam artık dik yürüyemez hale gelir, omuzları çöker, belinde şiddetli
ağrılar başlar. Üstelik taşlar zamanla nemlenip kokmaya, çürümeye ve gencin
kıyafetlerini kirletmeye başlar. Taşların ağırlığı yüzünden ne arkadaşlarıyla
gezebilmektedir ne de geceleri rahat uyuyabilmektedir.
Dayanamayan
genç adam yeniden bilgenin yanına gider ve çantayı yere fırlatarak haykırır:
"Efendim,
artık bu yükü taşıyamıyorum! Omuzlarım çürüdü, kokudan yanıma kimse yaklaşmıyor
ve hayatım çekilmez bir hal aldı!"
Bilge
gülümseyerek yanıt verir:
"Evlat,
o çantadaki taşlar sırtında taşıdığın şeylerden ibaret değil; senin zihninde ve
kalbinde taşımaya devam ettiğin kırgınlıklar, öfke ve geçmişin yükleridir. Sen
affetmeyerek ya da geçmişi bırakmayarak
karşı tarafı cezalandırdığını sanıyordun, oysa sadece kendi sırtına taş
yüklüyordun. Çantayı yere bırakmadıkça, kokan da ağırlaşan da sen
olacaksın."
Bu
alegoriden çıkarılabilecek temel dersler şunlardır:
- Affetmek Karşı Taraf İçin
Değil, Kendin İçindir: Affetmek, yapılan hatayı onaylamak veya unutmak
demek değildir; o olayın ve kişinin yükünü (taşını) kendi zihninizden ve
bedeninizden indirmektir.
- Taşın Ağırlığını Belirleyen Şey
Zaman Zaman Zihnimizdir: Bir taş kısa süreliğine elinizde tuttuğunuzda
hafiftir; ancak onu günlerce, aylarca taşırsanız sizi felç eder.
Düşünceler ve duygular da böyledir.
- Zihinsel Yüklerin Bedensel
Yansımaları:
Geçmişin bitmeyen muhasebeleri, kin ve öfke; psikolojik olduğu kadar
fiziksel olarak da insanı tükenmişliğe ve ağırlığa sürükler. Yüklerden
kurtulmanın tek yolu, çantayı yere bırakmayı (kabullenmeyi ve serbest
bırakmayı) seçmektir.