evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2023 Çarşamba

ASTROLOJİ ÜZERİNE DÜŞÜNDÜKLERİM

 

Uzunca bir süre yazmadım / yazamadım, zira öğrendiklerimi özümseyip sentezleyip paylaşmak güzel ama öğrenmeye devam etmek ayrı güzel, bu yazımın konusu astroloji üzerine.  

Astroloji ile tanışmam yaklaşık 1974-1975 yıllarına rastlar, Linda Goodman isimli bir yazarın ASTROLOJİ VE BURÇLAR ismindeki, cep tarzı kitabını ödemeli olarak İstanbuldan Mersine getirttim, okumaya başladım ve etrafımdaki insanlara burçlarını sorarak yazılanlara ne kadar uyduğunu incelemeye başladım.

Lise çağındaki bir çocuğun bu aktivitesi hoş olmakla beraber, çocuğa olumsuz farklı paradigmalar veriyordu, şöyleki;

Birbiriyle uyumlu (dost ) olan, uyumsuz (düşman ) olan veya dostlukla düşmanlık arasındaki çizgide belli oranları içeren dostluk yada düşmanlık öngörüsü veriyordu, tam düşman, % 0 uyum, ....% 100 uyum tam dost gibi tasnif ediliyordu, zira okuduğum bu kitapta astrolojinin temeli olan yükselen burçtan, elementlerden(ateş, toprak, hava ve su ), niteliklerden (öncü, sabit ve değişken ) bahsetmiyor, salt burç özelliklerini anlatıyordu. Bu aynı “yarım imam dinden, yarım doktor candan eder” misali bir durumdu, yani yetersiz oranda astroloji bilip çevrenizdeki insanları yetersiz astroloji bilgisiyle yanlış tasnif edip yanlış tutumlara giriyordunuz yani yarım astrolog yada astroloji bilgisi yanlış yönlenmelere / yönlendirmelere neden oluyordu.

Neticede bu durum erken anne ve baba kaybı, erken hayata atılma, zor şartlarda yüksek eğitimi tamamlama (inşaat mühendisliği ), şehir bölge gözetmeden devam eden iş bazındaki göçlerle devam eden hayatım,  astrolojiye olan merakımı dizginlediği gibi bir noktada beni astrolojiden uzak tuttu, zira insanları sadece doğduğu tarihe göre şu yada bu burçtasın diyerek guruplamak çok yanlış yaklaşımlara neden oluyordu, yani siz ateş gurubu bir burçtansanız, hava gurubundan bir burçla iyi anlaşırdınız ama su gurubundan bir burçla çok zor neredeyse imkansız anlaşamazdınız, benim bu o zamanki bu kanım oldukça yanlış ve peşin hükümlüydü.

Dört senelik üniversite eğitimi ve arkasından yaklaşık kırk senelik meslek hayatı tecrübesi ve üstüne üstlük yurt içi ve dışı bir çok yerde iş icabı mecburi yada dolaylı bulunmak, farklı coğrafyalar ve insanlar tanımak, bilim ve teknolojideki gelişmeleri yaşamak ve takip etmek, dolayısı ile sosyal ve mental gelişmeleri yaşamak ve izlemek, insanın hayat ile ilgili öngörüsünde ister istemez  değişiklikler yapmaktadır. Her insan bu gelişmelerden aklı ve algısı oranında istifade etmekte, yaşadığı / taşıdığı hayatı ona göre değerlendirmektedir.

Tabiki her şeyin en iyi ve doğrusunu bizleri yaradan Allah bilir, ancak bizlerde doğuştan bizde olan yaradılış mizacımız, sahip olduğumuz akılla öğrendiğimiz bilgiyi sentezleyerek gerçekleri ve doğruyu öğrenebiliriz. Rabbim bizlere bu hayat gerçeklerini doğru öğrenme ve öğretme konusunda yar ve yardımcımız olsun.

Bazı televizyon proğram yapımcılarının söyleşi proğramlarına çıkardığı bilgili astrologların yaptığı öngörülerin isabetli olması nedeniyle, son zamanlarda astrolojinin revaçta olduğu görülmekte ve astroloji bilim mi ? bilim değil mi ? tartışmaları olmakta, bazı insanlar astrolojiyi fal (geleceği görme )  gibi algılamakta ve anlatmakta iken, bazı insanlar öngörü (olabilirlik ) anlamakta ve anlatmaktadır.

Ben bu kısır tartışmaya girmeyeceğim, sadece astrolojiye neden inandığımı yada astrolojinin bana göre gerçekliğinin ne olduğunu anlatmaya ve nasıl algıladığımı söylemeye çalışacağım.

“Bilenler bilmeyenlere anlatsın” diyen Nasrettin hoca gibi demeden, bilenlere/anlayanlara lafım yok, bilmeyenlere araştırın diyerek kendim de anladığımı ve bu konudaki özümseme ve sentezlerimi anlatmaya/paylaşmaya başlıyorum.

Fizik ilmi, evrenimizdeki çekim (gravitasyon ) yasasını tarif ederken şöyle der “ evrende kütlesi olan her cisim diğerini kendine çeker”, yani galaksimizde en büyük kütleye sahip güneş etrafında farklı kütle ve uydulara sahip gezegenleri (planetleri) gücü oranında kendine çekmekte, çektiği gezegenlerse güçleri oranında buna karşı koymakta, bir merkezkaç durumunda çeken kütle kendi etrafında dönerek dengede, çekilen de hem çekenden belli bir mesafe uzakta hemde kendi etrafında dönerek karşılıklı dengede durmaktadırlar. Aynı durum büyük kütle güneş etrafında dönen gezegenlerle uyduları arasında meydana gelmektedir.

Yine bilim, dünyamızın uydusu ay için, yeryüzünde/ denizlerde med-cezir  (deniz sularında taşma-çekilme )olaylarını meydana getirdiğini, bunun ölçümlerinde okyanuslarda 10-12 mt’ yi bulan oynamaların olduğunu söylemektedir,

Batı tıbbı vucudumuzun belli noktalarında hormon üretme merkezleri olduğunu, bu hormonların olması gereken sınır değerlerin ne olduğunu ve bu sınırların altında kalan yada sınırları geçen değerlerde insanın çeşitli hastalıklarla haşır neşir olduğunu belirtmektedir. Bu hormon merkezlerini sınır değerlerde tutmak adına çeşitli ilaçlar ve tedaviler geliştirmişlerdir.

Doğu, özellikle uzak doğu tıbbı bu işi daha komplike olarak, hormon üretme merkezlerini çakra (tekerlek ) olarak anmakta, yaşam tarzı nedeniyle bu çakra merkezlerinin kirlenebileceğini, bu merkezlerin sürekli belli frekanslar altında tutularak temizlenebileceğini, bunun içinde her hormon merkezine has belli frekanstaki seslerin dinlenmesi gerektiğini bildirmektedir.

Fizik bilimi frekanslarla yaratılan rezonans olayından bahsetmektedir, yani aynı genlık değerlerine sahip iki cisimden birine frekans uygulayarak titreşim yarattığınız vakit diğer cisim kendiliğinden titreşmeye başlamaktadır, bu, cismin kendi doğal frekansını yakalayıncaya kadar devam etmekte daha sonra cisim yapısına göre frekans neticesinde parçalanmaktadır. Bazı filmlerde ses vererek gösterilen cam yada bardak parçalanması, 1940 larda Amerikada, tamamiyle tesadüf, rüzgarın oluşturduğu frekansla 1-2 saat içinde kendiliğinden parçalanan Takoma köprüsü buna örnektir.

 Günümüzde bilim her maddenin bir frekansı olduğunu söylemektedir, hatta quantum felsefesi düşüncelerimizin bile bir frekansı olduğunu, başımıza gelen şeylerin düşünce yapımızla ilintili olduğunu iddia etmektedir,

 Bir kaç sene önce eğitimini aldığım Biorezonans kursu sonunda bizlere iki gün süren seminer verdiler, seminerin özeti, öğrendiğimiz bilgilerin tekrarı ve bu işte kullanılan cihazın nasıl çalıştığı ve neler yapabileceği idi, tabi birçok görsel resim ve video da izledik. Teorik olarak öğrendiğimiz olay, herşeyin frekansının olduğu ve vucut organlarımızın yaşam tarzımızdan ve yanlış beslenmelerden dolayı frekanslarında sapma olduğu vakit hastalık ve rahatsızlıkların başladığı, frekansında sapma olan organı tekrar iyi işler hale getirmek için bu aletle frekans yüklemesi yapıldığı ve organın sahip olması gereken gerçek frekansa eriştirildiği idi. Bu seminerde beni en çok etkileyen şey bir mikro organizmaya (virüs vb.)  frekans uygulayarak parçalanmasını izlemek oldu.

 Yine bir başka, beni etkileyen olay, kalp hastası bir yakınıma tedavi için gittiği hastahanede çok küçük olduğu söylensede (5 mgr yerine 10 mgr ) verilen yanlış dozaj neticesinde hasta bir anda bilincini yitirip istem dışı hareket etmeye başlaması oldu.

Aynı şekilde, zaman zaman sağlık durumlarını çek ettirenler bilir, sizden kan, üre vb. lerini alarak, çeşitli vucut verilerini (hormonlarınızı ) kontrol ederler, bu kontrollerde, size ait olan değerlerin yanına gerçekte olması gereken maksimum ve minumum değerler yazılır, izah ederler yada anlamanız istenir. Burada yazılan değerler yüzde yada binde olarak ifade edilir yani çok küçük değerlerdir, ancak sınır altı ve sınır üstü oldukları vakit bu değerler metabolizmanızda istenmeyen  işlevsizlik/hastalık / arıza  meydana getirirler.

 Duymayanın kalmadığına inanıyorum meşhur Japon bilim insanı Masaru Emoto, su kristalleri üzerine yıllar önce bir deney yapmış. Bu deneyde mikroskobik ortamda ve çok soğuk bir odada su kristallerini incelemiş. Tabi öncesinde bir kısım suya iyi ve güzel sözler söylerken bir kısmına da çok çirkin sözler sarf etmiş bunun yanı sıra değişik türden müziklerlerle değişik duyguları suya yansıtmış. Sonuç güzel sözler sarf edilen su kristalleri tıpkı kar taneleri gibi düzenli ve muazzam bir şekil oluştururken kötü sözler söylenen kristaller oldukça dağınık ve birbirinden kopuk bir şekilde oldukları gözlemlenmiş. Buradan çıkan sonuç aslında sözlerin sadece durağan su değil insan üzerinde de etkili olduğunu açığa çıkarıyor çünkü bildiğiniz üzere insan vücudunun dörtte üçü sudan oluşur. Sıradan bir su birikimine bile sözler tesir ederken insanlara ve gün içinde kendimiz için kullandığımız sözler nasıl tesir eder, bir düşünelim.

 Gözümüzle görmediğimiz elektro manyetik dalgaların ki bunların da çeşitli  (Radyo dalgaları, mikro dalgalar, infrared radyasyonu, rontgen ışınları , ultraviyole dalgaları, gamma ışınları vb. gibi )  türleri var, yer yüzü gezegenimizde kutupları gösteren manyetik alanımız var ki bu bahse konu dalgaların hepsi bizleri etkiler,

 Schuman rezonansını bilmeyen yoktur sanırım,  yani yeryüzünün doğal titreşim peryodunu, bu peryot son zamanlarda artmasına rağmen (7,83 herz den 35-40 hrz e yükseldiği söyleniyor )  bizler için faydalı bir rezonanstır. Sentetik malzemeler içinde boğulmuş, üzerinde dengesiz artı veya eksi elektrik yükleri bulunan, farkına varamadığı için bunun stresini yaşayanlara, uzmanların “ günde belli bir süre çıplak ayakla tabiatta (kum, çakıl, toprak çimen kastedilmiştir ) dolaşın “ demelerinin en büyük nedeni bu faydalı frekanstan istifade etmeleri içindir.

Samanyolu galaksimizde tespit edilmiş, astrolojiye temel teşkil eden yaklaşık on planet / gezegen (Güneş, ay, merkür, venüs, mars, satürn, jüpiter, üranüs, neptün, pluton ), 70-80 astroid ve 770 cıvarı sabit yıldız var,  bunlar aslında farklı kütle büyüklüklerine ve etkilere sahip enerji kaynaklarıdır.

Bunların birbirlerine göre farklı yörüngede ve mesafede konumlanmaları, döngülerinin farklı (ay zodyaktaki (sanal burç/astroloji kuşağı )  turunu 28,5 günde yaparken, pluton kendi yörüngesindeki turunu 144 ila 288 yıl arasında tamamlamaktadır )  olmaları  bireysel etkilerinden daha farklı etkiler oluşturmakta, müspet bilim, ışık yılı/yılları  mesafesindeki bu durumların nasıl olduğunu anlayamayıp ispat istesede , istatiksel bilim bunların etkisini yaşattıkları veya yarattıkları olay ve durumlara göre kabul etmektedir.

 Her gezegen, astroid ve yıldızın,  zodyakta (uzayda, gezegen, yıldız ve astroidlerin konum ve yörüngelerini açıklayan sanal kuşak )  ,  diğerleri ile oluşturdukları  etki ve olaylar vardır.

 Tarihi, milat öncesinden beri gelen, gezegen ilişkilerini, yerine göre mitoloji ile açıklayan, müspet bilim olmayıp istatiksel bilim olan astroloji, farklı enerjilerin frekanslarınınn  farklı yörüngelerindeki konuma göre yarattıkları etki ve oluşturdukları olayları inceleyen bir istatistiki bilimdir.

 Yaşadığımız galakside müspet bilimin halen açıklayamadığı (telepati, duru görü yada duru işiti medyumluğu, levitasyon vb. ) araştırmaya devam ettiği şeyler vardır,

 Meşhur Nasanın uzaya gönderdiği, Habl teleskobu 20-30 sene önce uzay yolculuğuna çıkmadan önce, insanlık, sadece kendi samanyolu galaksisi ile yakınımızdaki takım yıldızlarda  konumlanmış birkaç galaksiyi biliyor/tahmin ediyordu; bugün ise habl teleskobunun dünyaya ilettiği görsel veriler sayesinde, içinde yaşadığımız samanyolu galaksisinin,  galaksi kuşağında ancak bir toplu iğne başı kadar yer kapladığını idrak etmiş vazyettedir.

Güncel dünya nufusu sekiz milyarı bugünlerde aşmış vaziyettedir, biz (yaradana inananlar için söylüyorum,)  içinde bulunduğumuz coğrafya da yaradana, Allah vb. sıfatlarla hitap ederek evrensel yaratıcı ile irtibat kurmaya çalışıyoruz, bizim dışımızda var olan farklı kültür ve din mensuplarıda kendi algı ve bilinç seviyelerine göre hitap (yehova, manitu, tao, buda vb...) etmektedirler.

 Sekiz milyar üstü insanı ve insandan daha çok hayvanat ve bitki yaratan varlık, ben kendisine evrensel zeka diyorum, yarattıkları ile herbirinin algı seviyesinde konuşuyor ve iletişim halinde, şöyleki ; konuştuğumuz ana lisanımız haricinde sahip olduğumuz bilgi ve  o bilgiler aracılığı ile konuşma demek lazım, yani siz rakamları öğrendiğiniz vakit cebir, cebiri öğrendiğiniz vakit geometri, geometriyi de öğrendiğiniz vakit fizik aracılığı ile konuşmaya başlıyorsunuz ve bu öğrenmeniz devam ettikçe artan bir iletişim ortaya çıkıyor.

 İşte astroloji de evrensel zekanın konuştuğu en ileri lisanlardan biridir, hatta sadece lisan değil, aynı zamanda evrensel bir eğitim proğramıdır.

 Kimse bu eğitim proğramından kaçamaz, isteyerek yada farkında olmadan eğitimini alır. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı bu evrende, parmak uçlarımıza kadar farklı yaradılmışlar olarak, herbirimiz bu eğitim proğramının ayrılmaz müdavimleriyiz.

 Bize verdiği farkındalık için evrensel zekaya daima şükrederim ve temennim bu eğitim proğramındaki tüm ruhların hidayete ermesidir...

12 Ağustos 2020 Çarşamba

HOLLY BUTCHER ' İN ARDINDAN

Holly Butcher
 

Holly Butcher, bir süredir Ewing sarkomu (kemiklerde ve kemiklerin yakınındaki yumuşak dokularda meydana gelen, nadir görülen bir kemik kanseri türü) adı verilen bir kanserle savaşıyordu. Ölmeden önce yazdığı mektup okuyanları gözyaşlarına boğdu.

İngiliz gazete Daily Mail'in haberine göre; ölümünden sonra paylaşılmasını istediği mektupta şu cümleler yer alıyordu: "Şimdi 27 yaşındayım. Gitmek istemiyorum, hayatımı seviyorum" 

Yazı... '' Hala 27 yaşındayken kaçınılmaz kaderini fark edip kabul etmek garip! Günler cezalandırılır ve sen sadece geçmesini beklersin, ta ki o beklenmedik gelene kadar... Yaşlanıp kırışıklıklarımı dolduracağımı ve saçlarımı gümüş olacağımı hayal etmişimdir.. Hayat arkadaşımla hayat kurmayı planladım .. Ve çocuklarım ve torunlarım.. Bunu çok istiyorum.. canım yanıyor.

Hayat bu, kırılgan, değerli, öngörülemez, ve sahip olduğumuz her gün Tanrı ' nın bir hediyesi, bir hak değil.

Ayrılmak istemiyorum.. Ailemi seviyorum ve beni sevenlerle mutlu ve onlara borçluyum, ama maalesef bu benim kontrolüm dışında ve kontrol edemiyorum.

İnsanların, hayatın küçük ve önemsiz stresleri hakkında endişelenmelerini bırakmasını istiyorum.

Küçük sorunlardan şikayet ettiğiniz zamanlarda, gerçek sorunlarla karşılaşanları düşünün. Ve üstesinden gelmeye çalışın, bir şeylerin sizi rahatsız ettiğini kabul etmenizde bir sakınca yoktur ama düşünüp durmayın ve çevrenizin hayatlarını olumsuz etkilememeye çalışın.

Bugün kötü bir trafik sıkışıklığı geçirmiş olabilirsiniz, ya da çocuklarınız sizi uyanık tuttuğundan dolayı bu gece rahat uyumadınız, ya da saç kestirilmiş yetişkin bir kuaför olabilir, belki de güzel suni tırnaklarınızı bozmuşsunuzdur, ya da karnınız sarkıktır.. Tüm bu saçmalıkları atın.. Yemin ederim ölümcül bir hastalığınız varken bunları düşünmeyeceksiniz.. onları tedavi etmek için.. Hayata bir bütün olarak baktığımızda tüm bunların önemi yok.

Şimdi hiçbir şey yapamadan vücudumun gözlerimin önünde zayıf ve naif olduğunu görüyorum ve şu anda tek istediğim Noel Arifesini ailemle geçirebilmek.. ya da ortağımla başka bir gün.. Sadece bir gün daha.

İnsanların işlerinden şikayet ettiklerini ya da egzersiz yaptıklarından şikayet ettiklerini duyun, fiziksel olarak yapabildiğinize şükredin, vücudunuzun böbreklerinizi durdurduğu o an gelene kadar çalışıp egzersiz normal görünür. Nedir bu?

Kilonuz kusursuz olmasa bile görevlerini dolu dolu yerine getiren sağlıklı ve vücudunuzun nimetini takdir edin.

Her zaman ruhsal, duygusal ve psikolojik mutluluğunuzu bulmaya çalışın, profilinize atlayan tüm e-hesapları silin ve kendinize, arkadaşınıza veya olmamanıza dair kötü hisler verin, söz konusu olduğunuzda zalim olun!

Acı hissetmediğin her gün için şükret, soğuk algınlığı veya sırt ağrısı çektiğin günler için şükret, bileğin burkulduğunda, saçmalıklarını kabul et, bu şeylerin hayatını tehdit etmediği için şükret ve yakında yok olacaklar.

Başkalarına yaptığında, kendin için yaptığında hissettiğin mutluluktan daha fazla mutlu hissedeceksin.

Daha sonra harcamak için para kazanmak garip... Saatiniz geldiğinde normalde satın aldığınız şeyleri satın almak için dışarı çıkmayı düşünmeyeceksiniz çünkü anlamını yitirir, bunun yerine arkadaşınıza güzel bir şeyler satın alın, ailenizi ve arkadaşlarınızı akşam yemeğine davet edin, yemek yapın onlar için ya da onlara kahve yap, bitki veya parfüm al ve onlara bu hediyeyi verirken onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin. 

Başkalarının zamanının değerini bilin, randevularınız da doğru olamayacağı için bekletmeyin, eğer bu tip kişilerseniz erken randevunuza hazırlanıyorsanız ve arkadaşlarınızın sizinle vakit geçirmek istemesini takdir edin, oturmayın bekliyorum, 

Mobil cihazınızın önünde bağlanmak yerine anlarınızın tadını çıkarın.. Bu hayatın arkasındaki anlamı, mobil ekranın önünde geçirmek veya mükemmel bir fotoğraf çekmek değil.., Soru şu: Bu saatler mi geçiriyoruz saç ve modumuzu yapıyoruz yüzümüzdeki kozmetikler buna değer mi? Bunu yapan kızları her zaman anlayamadım.

Yaşamak için çalış, çalışmak için yaşamamak, gerçekten kalbini mutlu eden şeyi yap, söylemek istemediğin şeyleri söyleme, insanların büyük başarıları olduğunu düşündüğü şeyleri yapmak için kendini strese sokma, mütevazı bir hayat yaşamak isteyebilirsin ve bu kabul edilebilir..

Ayrıca unutmayın, eğer kendinizi kötü hissettiren bir şey varsa, onu değiştirmeye cesaretiniz var, bu gezegenin yüzeyinde ne kadar zamanınız kaldığını bilemezsiniz, bu hayatta geriye kalanları üzgün hissederek harcamayın,

Son olarak.. Düzenli olarak kan bağışlamak gibi insanlığı etkileyen bir şey yapın, bazı hayat kurtarmaya katkıda bulunmanız sizi mutlu edecektir.

Kan bağışı hayatımı ekstra bir yıl boyunca korumaya yardımcı oldu, ailem ve arkadaşlarım arasında geçirdiğim yıl için sonsuza kadar minnettarım.

Mektup, Holly Butcher'ın ölümünden birkaç saat sonra internette paylaşıldı. 

Olgun bir ruh mesajını verdi ve gitti. Genç yaşta böyle bir bilince sahip olmak, yaşamı severken terk etmek zorunda kalmak, çokça düşünülmesi gereken bir durum.


30 Nisan 2018 Pazartesi

DEĞİŞİM, GELİŞİM İLE KUTSAL GÜNLER VEYA GECELER


Yaşadığımız evrene genel anlamda ve geniş perspektifte bakıldığında , değişim ve gelişimin sürekliliğini, yaşamın tek düze değil de bir sinüs eğrisi çizdiğini ve evrende yegane kalıcı olanın bir tek kadiri mutlak yaratan olduğu görülür.
En basitinden incelerseniz yaklaşık milattan 4000 yıl önce bulunmuş tekerleğin, bu gün ki yaklaşık 250 km/saat sürat yapabilen son model bir araçtaki pozisyonu tekerleğin müthiş güzel bir değişimidir.
Fazla uzağa bakmaya gerek yok, yaşadığımız ileri bilinçli hayatta yakın tarih 1980 li yıllardaki haberleşme yöntemleri ile bugün ki haberleşme yöntemleri arasında uçurum vardır ; 1980 ‘ ler de İstanbul / Aksaraydan Mersini aramak için ptt’ ye telefon yazdırdığınızda telefonun bağlanması 4 saat sürerdi, aynı talebi sirkeci ptt’ den yaptığınızda 2 saate bağlanırdı, 1973 senesinde ptt ye kaydettiğim telefon hattı talebi 1985 yılında hayata geçti, günümüzde ise herhangi bir telefon servis sağlayıcısından temin edeceğiniz sim kart ile anında olmasa bile uygun telefonunuz varsa dakikalar içinde dünyanın diğer tarafıyla görüşmeye başlarsınız hem de isterseniz görüntülü.
Bu yazdığım örnekler evrendeki fiziksel gelişimdir, daha doğrusu evrensel gelişimin fiziki dünyada insana sağladığı kolaylıktır, değişimde pek farklı değil, her şey insanlığın rahatlığı ve refahına odaklı devam etmektedir.
Ancak acıdır ki insanlık fiziki gelişim ve değişimde gösterdiği performansı ruhsal ya da sosyal yapısında aynı oranda gösterememektedir. Yanlış kanaatlerle birbirini acımasızca yargılayıp, birbiri hakkında yanlış hükümler vermektedir.
Kanaat deyince benim aklıma bizi en çok etkileyen kazanılmış düşünce ya da varılmış nihai düşünce gelir ki bu düşünceler ister kendi kazanımımız olsun isterse zihnimize dolaylı olarak zerk edilmiş olsun. Her konuda dolaylı edinebileceğimiz kanaatler olabileceği gibi istersek kendi kanaatlerimizi de düşünüp araştırarak oluşturabiliriz, bence doğrusu da budur.
Daha öncede yazmıştım yılbaşı kutlamalarını İslamiyet ‘e aykırı bulup kutlamak istemeyen bazı arkadaşlar gündeme gelmişti, şimdi de bunun tersi söz konusu, şöyle ki; “ Kandil ve bayram uygulamaları ve benzeri özel gün ve geceler Kuran ayetlerinde yer almayan konulardandır.” diyerek bu kutlamaları eleştiren ve bu mesajları almak istemeyen arkadaşlarımız oluyor, bence, bu gibi gün ve uygulamalar Kuran ayetlerine aykırı inanç ve kabuller barındırmadıkları müddetçe kutlanabilir, yeter ki birbirimizi bu iş bu iş illa, olmazsa olmaz gibisinden mecbur etmeyelim.
Bu ve benzeri vesilelerle birbirimizi arayarak hatır sorabilir, elde var bir mantığı ile hareket etmeden, ilişkilerimizi canlı ve güçlü tutabiliriz. Nasıl ki anneler günü, babalar günü yada sevgililer günü, vb… bilmem ne günü diyerek sosyal rezonans yapılıyorsa, kutsal günler veya geceler içinde sosyal rezonans yapılabilir, niyetle doğru orantılı değerlendirilen ibadet, insanla yaradanı arasındadır, kimsenin kimseye yargıçlık yada hakimlik yapmasına ne hakkı nede haddi vardır.
İnsanı en güzel surette yarattığını defalarca kuranı keriminde bildiren yaratanımız var ve eşrefi mahlukat tabir edilen İnsan için eğer bilirse, ve kulluğunu ifade etmek istiyorsa, değil Cuma, Cumartesi Pazar günü yada Recep Şaban Ramazan ayları, her an, her zaman parçası kutsal ve mübarektir.
Özel olduğu kabul edilen gecelerde / zamanlar da yapılan ibadet ve bağışlanma dileklerinin mutlaka kabul göreceği ve diğer gün ve gecelerden daha makbul olacağı gibi inançlar yanlıştır ve batıldır.
Kıstasımız kuran ise, kuranın işareti kutsal olan sadece Kadir gecesidir, kuluna şah damarından daha yakın olduğunu bildiren yaratana, yakın olmak isteyen için her gün kadir gecesi olabilir, illa filanca gün, gece veya zaman değil, yeterki niyetiniz saf olsun ve kendiniz dışında kimseye de yargıçlık taslamayın.
Bu vesileyle her kesin kabul ettiği ve kutsal saydığı vakitler mübarek ve kutlu olsun…

10 Aralık 2017 Pazar

EVRENİN GİZEMLERİ



Sırp asıllı Amerikan vatandaşı Nikola Tesla (1856-1943)  “Evrenin gizemini anlamak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim yasalarıyla düşünün.” demiş.

Bizler bilim insanı değiliz, herkesin bilim insanı olması da beklenemez, Tesla’ nın bahsettiği gizemleri belki kendini fizik ilmine atayanlar/ araştıranlar daha yakinen keşfedebilir/ keşfetmiştir. Bizler sıradan insanlar olarak, belki bilim insanı olduğunu ispatlamış insanların, bilim odaklarınca, onaylanmış bilimsel bulgularını takip ederek bu gizemleri anlayabilir/ algılayabiliriz.

Bildiğim kadarıyla, makro  sınırlarının keşfi 1990 yılında uzaya gönderilen Habl teleskobunun süresiz seyahati ile ivme kazanmış ve keşif devam etmektedir, mikro evrenin sınırlarının keşfi de Tanrı parçacığı denilen higgs bozonu araştırması ile zirvededir.

Mesafeyle ilişik bu gizemli keşifler, insanoğlunun bilimsel keşifleri yaparken faydalandığı alet ve benzerlerindeki  buluşları ilerledikçe artacaktır. Yani basit bir uçak ile 9-10.000 mt mesafeye kadar gidebiliyorken, güneşten aldığı elektrik enerjisi ile neredeyse sonsuza doğru seyahate devam eden/ edebilecek ve çektiği resimlerle bazı diğer bulgu neticelerini güncel olarak dünyadaki hareket merkezine gönderen bir teleskop, yada atom altı parçacığı olan nötrino ve protinodan daha küçük higgs bozonu parçasının yakalanışını tespit etmeye çalışan bir elektron mikroskobu ?

Ben inanıyorum ki bir gün gelecek galaksileri yutan karadelikleri, hiper galaksi kuşağı içindeki bazı galaksilerde mevcut bizim yaşamlarımıza eşdeğer yaşam formlarını,  yaşayan diğer  varlıkları keşfedeceğiz.

Ancak evinizdeki yada elinizdeki bir telefon, bir radyo ya yada televizyona gelip sese ve görüntüye dönüşen, ses ve görüntü dalgaları, frekans ve titreşimlerin çevrelerinde oluşturdukları etkiler, oluşum ve etki nedenlerini çok detaylı bilmesekte ortaya çıkmalarını inceliyebiliyoruz.
Teslanın bahsettiği bu olsa gerek, etkiyi yaratan kaynakla etkinin ortaya çıktığı yer arası hatrı sayılır mesafe içermesine rağmen, kaynak çalıştırıldığı anda binlerce km. ötede ses ve görüntü ortaya çıkıyor. Ve Albert Einstein’ nın şu sözü akıldan çıkmıyor

“Hayat iki şekilde yaşanır: Ya hiç mucize yokmuş gibi, ya da her şey birer mucizeymiş gibi…”