göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2020 Çarşamba

HOLLY BUTCHER ' İN ARDINDAN

Holly Butcher
 

Holly Butcher, bir süredir Ewing sarkomu (kemiklerde ve kemiklerin yakınındaki yumuşak dokularda meydana gelen, nadir görülen bir kemik kanseri türü) adı verilen bir kanserle savaşıyordu. Ölmeden önce yazdığı mektup okuyanları gözyaşlarına boğdu.

İngiliz gazete Daily Mail'in haberine göre; ölümünden sonra paylaşılmasını istediği mektupta şu cümleler yer alıyordu: "Şimdi 27 yaşındayım. Gitmek istemiyorum, hayatımı seviyorum" 

Yazı... '' Hala 27 yaşındayken kaçınılmaz kaderini fark edip kabul etmek garip! Günler cezalandırılır ve sen sadece geçmesini beklersin, ta ki o beklenmedik gelene kadar... Yaşlanıp kırışıklıklarımı dolduracağımı ve saçlarımı gümüş olacağımı hayal etmişimdir.. Hayat arkadaşımla hayat kurmayı planladım .. Ve çocuklarım ve torunlarım.. Bunu çok istiyorum.. canım yanıyor.

Hayat bu, kırılgan, değerli, öngörülemez, ve sahip olduğumuz her gün Tanrı ' nın bir hediyesi, bir hak değil.

Ayrılmak istemiyorum.. Ailemi seviyorum ve beni sevenlerle mutlu ve onlara borçluyum, ama maalesef bu benim kontrolüm dışında ve kontrol edemiyorum.

İnsanların, hayatın küçük ve önemsiz stresleri hakkında endişelenmelerini bırakmasını istiyorum.

Küçük sorunlardan şikayet ettiğiniz zamanlarda, gerçek sorunlarla karşılaşanları düşünün. Ve üstesinden gelmeye çalışın, bir şeylerin sizi rahatsız ettiğini kabul etmenizde bir sakınca yoktur ama düşünüp durmayın ve çevrenizin hayatlarını olumsuz etkilememeye çalışın.

Bugün kötü bir trafik sıkışıklığı geçirmiş olabilirsiniz, ya da çocuklarınız sizi uyanık tuttuğundan dolayı bu gece rahat uyumadınız, ya da saç kestirilmiş yetişkin bir kuaför olabilir, belki de güzel suni tırnaklarınızı bozmuşsunuzdur, ya da karnınız sarkıktır.. Tüm bu saçmalıkları atın.. Yemin ederim ölümcül bir hastalığınız varken bunları düşünmeyeceksiniz.. onları tedavi etmek için.. Hayata bir bütün olarak baktığımızda tüm bunların önemi yok.

Şimdi hiçbir şey yapamadan vücudumun gözlerimin önünde zayıf ve naif olduğunu görüyorum ve şu anda tek istediğim Noel Arifesini ailemle geçirebilmek.. ya da ortağımla başka bir gün.. Sadece bir gün daha.

İnsanların işlerinden şikayet ettiklerini ya da egzersiz yaptıklarından şikayet ettiklerini duyun, fiziksel olarak yapabildiğinize şükredin, vücudunuzun böbreklerinizi durdurduğu o an gelene kadar çalışıp egzersiz normal görünür. Nedir bu?

Kilonuz kusursuz olmasa bile görevlerini dolu dolu yerine getiren sağlıklı ve vücudunuzun nimetini takdir edin.

Her zaman ruhsal, duygusal ve psikolojik mutluluğunuzu bulmaya çalışın, profilinize atlayan tüm e-hesapları silin ve kendinize, arkadaşınıza veya olmamanıza dair kötü hisler verin, söz konusu olduğunuzda zalim olun!

Acı hissetmediğin her gün için şükret, soğuk algınlığı veya sırt ağrısı çektiğin günler için şükret, bileğin burkulduğunda, saçmalıklarını kabul et, bu şeylerin hayatını tehdit etmediği için şükret ve yakında yok olacaklar.

Başkalarına yaptığında, kendin için yaptığında hissettiğin mutluluktan daha fazla mutlu hissedeceksin.

Daha sonra harcamak için para kazanmak garip... Saatiniz geldiğinde normalde satın aldığınız şeyleri satın almak için dışarı çıkmayı düşünmeyeceksiniz çünkü anlamını yitirir, bunun yerine arkadaşınıza güzel bir şeyler satın alın, ailenizi ve arkadaşlarınızı akşam yemeğine davet edin, yemek yapın onlar için ya da onlara kahve yap, bitki veya parfüm al ve onlara bu hediyeyi verirken onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin. 

Başkalarının zamanının değerini bilin, randevularınız da doğru olamayacağı için bekletmeyin, eğer bu tip kişilerseniz erken randevunuza hazırlanıyorsanız ve arkadaşlarınızın sizinle vakit geçirmek istemesini takdir edin, oturmayın bekliyorum, 

Mobil cihazınızın önünde bağlanmak yerine anlarınızın tadını çıkarın.. Bu hayatın arkasındaki anlamı, mobil ekranın önünde geçirmek veya mükemmel bir fotoğraf çekmek değil.., Soru şu: Bu saatler mi geçiriyoruz saç ve modumuzu yapıyoruz yüzümüzdeki kozmetikler buna değer mi? Bunu yapan kızları her zaman anlayamadım.

Yaşamak için çalış, çalışmak için yaşamamak, gerçekten kalbini mutlu eden şeyi yap, söylemek istemediğin şeyleri söyleme, insanların büyük başarıları olduğunu düşündüğü şeyleri yapmak için kendini strese sokma, mütevazı bir hayat yaşamak isteyebilirsin ve bu kabul edilebilir..

Ayrıca unutmayın, eğer kendinizi kötü hissettiren bir şey varsa, onu değiştirmeye cesaretiniz var, bu gezegenin yüzeyinde ne kadar zamanınız kaldığını bilemezsiniz, bu hayatta geriye kalanları üzgün hissederek harcamayın,

Son olarak.. Düzenli olarak kan bağışlamak gibi insanlığı etkileyen bir şey yapın, bazı hayat kurtarmaya katkıda bulunmanız sizi mutlu edecektir.

Kan bağışı hayatımı ekstra bir yıl boyunca korumaya yardımcı oldu, ailem ve arkadaşlarım arasında geçirdiğim yıl için sonsuza kadar minnettarım.

Mektup, Holly Butcher'ın ölümünden birkaç saat sonra internette paylaşıldı. 

Olgun bir ruh mesajını verdi ve gitti. Genç yaşta böyle bir bilince sahip olmak, yaşamı severken terk etmek zorunda kalmak, çokça düşünülmesi gereken bir durum.


14 Haziran 2019 Cuma

YETİŞİN ÇOCUKLAR




Eğer,  mizaç (doğuştan getirdiğimiz karekterimiz ) hariç, bizi eğiten şeyler dediğim vakit aklımıza neler gelir ? diye sorarsam. Öncelikli olarak ailemiz (anne, baba, bizden büyük abla ve abimiz ), akrabalarımız( yakınlık durumuna göre teyze, dayı, hala, amca ve kuzenler ), sonra gittiğimiz okuldaki öğretmenlerimiz, aldığımız eğitim ve bu eğitimin yönlendirmesiyle okuduklarımız ve seyrettiklerimiz cevabı yeterli olur. Daha büyük ölçekte bir toplumu ne eğitir / bir topluma ne yön verir dersek hemen aklımıza sinema ve televizyon gelir.

Bizim toplumun bu konuda çok şanslı olduğunu sanmıyorum zira yıllarca (yaklaşık 1915-1980 arası) yapılmış Yeşilçam filimlerine bakarsanız toplumu doğru yönde eğitmekten ve topluma yön vermekten uzak filimler yapıldığını görürsünüz. Sanatçı Cem Yılmaz bu konuyu yaptığı bir stand up proğramında çok güzel işlemiştir. Bizdeki filimlerde gözüken kanun dışı insanlara baktığınız vakit o kadar nazik ve kibarlık görürsünüz ki kanun dışı insan olasınız gelir, yani gerçeklerden uzaklık söz konusudur.

Yabancı filimlere baktığınız vakit bizimkilere nazaran daha gerçekçi ve daha doğru yön verici olduğunu görürsünüz. Bizde, silme, kız kaçırma, başlık parası, milli kahramanlık ve kan davası konuları işlenirken, yabancılarda ağırlıklı western adı verilen kovboy çatışmaları, yanlışa karşı birleşmek gerekliliği, sonunda doğru ve adaletin kazandığı temalar işlenir. Çekimler daha gerçekçidir, adam rakibine ana avrat küfür eder, vuruşurlar, insanlar kanunu ve kanun temsilcilerini olduğunca eleştirir. Bizde tam tersi söz konusudur küfür etmen gereken yerde küfür edemezsin, hiçbir şekilde kanunları ve temsilcilerini eleştiremezsin. Bir anlamda bizim hazırladıklarımızda gerçekliği anlatan kısımlar varsada anlatmak isteyip anlatamadıklarımız da çoğunluktadır.

Burada özetle anlatmak istediğim ülkemizin özeti, yani yaklaşık ikiyüz sene Selçuklu, yediyüz sene de Osmanlı devleti bayrakları altında yaşayan tabiri caizse yetmişikibuçuk  milleti sevk ve idare etmişler ancak yıkılma ve parçalanmanın önüne geçememişler, diğer yandan toplasan ikiyüzelli seneyi ancak bulan Amerika devleti  bayrağı altında yaşayan yetmişikibuçuk milleti çok rahat el altında tutabilmekte ve görünüşte her yıl dünyanın her yanından göçmen almaya devam etmektedir. Bugün fırsat verilse bir çok toplumdan bir çok yetişmiş insan koşa koşa Amerika ya vatandaş olmak için gidecektir. Amerika gibi, Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya vb. birkaç devlet daha habire ihtiyacına göre göçmen almaktadır.
Buralara bir şekilde gelip çalışan, dönen yada vatandaşlıklarını alan insanları incelediğiniz vakit içlerinde her ne kadar vatan arzusu ve bağlılığı olmasına rağmen buralarda kalmayı evlatlarını böyle gelişmiş bir toplumda yetiştirmek istedikleri ortak duygu ve düşünceleridir. Burada etken olan sadece bu devletlerin vatandaşına sahip çıkması, uygun refah seviyesinde yaşıyor olmaları değil, en büyük sebep kaliteli eğitim yapmaları, kaliteli insan yetiştirmeye çalışmaları bu konularda araştırma ve geliştirmeden geri kalmamalarıdır.

Bizde durum içler acısıdır bugün kü tarihi baz kabul ederseniz, eğitim dünyasında  son onbeş sene içinde belki 50-100 sene geriye düştük, uluslar arası eğitim araştırma, kontrol ve karşılaştırma çalışmalarında habire puanımız düşmektedir. Dünya artan bir ivme ile gelişmektedir bu gelişmeyi yakalayamayan devletler acınak duruma düşmekten kurtulamazlar. Bir zamanlar devletlerin gücü bilek gücüyle ölçülüyordu, o dönemlerde her devlet bilek gücü oranında yer ve yurt sahibi olabildi, şimdilerde devletin gücü bilekle değil ürettiği beyin gücü ve ürettiği teknoloji ile ölçülmektedir. Olay eğitimden başka bir şey değildir.

İnsan eğitimi aslında okul bitirmekle tamamlanmıyor, ölümüne kadar devam ediyor, en önemlisi mizaç+ okul öncesi aileden aldığı eğitim ve daha sonra içinde yaşadığı devletin sağladığı / sağlayacağı  eğitimi kendi mizacına en uygun şekilde almasıdır.

Bundan 50-60 yıl önce çok rahat erişebileceğiniz, eğitim konusunun uzmanlarının yazdığı yada önerdiği  çocuk yetiştirme kitapları yoktu, varsa bile okur yazar oranı çok düşük olan (1927 de % 11, 1960 ta % 40, 2008 de % 85 ) toplumda herkes buna kolaylıkla erişemiyordu. Günümüzde internet ve sosyal medya  yaygınlığı bu tür eğitici dökümanları araştırmak ve bulmak için ideal bir ortam sağlamaktadır.

Torun sahibi olmasaydım, onu nasıl daha yetiştirebiliriz diye düşünmeseydik, belki bu yazıyı yazmayacaktım, çok sevdiğim bir insan ( yurt dışından ) çocuk yetiştirmek ve eğitmek için yazılmış güzel bir kitap önerdi. Bu kitabın adı YETİŞİN ÇOCUKLAR / Yazarı :    Prof. Dr. Selçuk R. Şirin, sosyal soromluluk gereği bende bunu tüm tanışlarıma iletmek adına bu yazıyı yazdım.

Bu arada kitabın tanıtımından ufak bir paragrafı yazmakta fayda görüyorum, sevgi ve sağlıkla…


KİTABIN TANITIMINDAN

Çocuklarımız için her şeyi “doğru” yapmanın reçetesini ararken çoğunlukla kendimizi strese boğuyoruz. Bu gerçeklikten yola çıkan Prof. Dr. Selçuk Şirin, 20 yıl süren akademik çalışmaların bir ürünü olan Yetişin Çocuklar’da ebeveyn ve eğitimcilere sesleniyor. Şirin, bu kitapla özellikle “mükemmel ebeveynlik” baskısını hissedenlere bilimsel ve yalın bir yaklaşımla iç ferahlatıcı bir başucu kitabı sunuyor. Bu kitap çocuk yetiştirirken somut, uygulanabilir çözümler arayan herkese çok iyi gelecek! 
Bebeklerle ilk diyaloğu nasıl kurmalıyız?
Erken yaşta zihinsel gelişimi desteklemek için ne yapmalıyız?
Disiplin ama nereye kadar?
Çocuklara ikinci dil öğretmenin ideal yaşı nedir?
Tatilde öğrenme kaybı nasıl önlenir?
Çocukları ekran bağımlılığından nasıl koruyabiliriz?
Ergenlerle sağlıklı diyaloğun formülü nedir?
Okul tercihinde nelere dikkat etmeli?
Gençleri hangi adımlar zirveye taşır?
Okulöncesinden ergenliğe, Türkiye ve dünyada pek çok bilimsel çalışmaya imza atan, ABD Bilimler Akademisi’nin çocuk yetiştirme komisyonunda görev alan Selçuk Şirin, bu kitabın hikâyesini şöyle anlatıyor: “20 yıl önce yazmayı tasarladığım bu kitabı ve notlarımı kendi çocuklarımı yetiştirmeye başlayınca rafa kaldırdım. Çünkü ebeveyn olmak, çocuk gelişimi üzerine bildiğim her şeyi temize çekmemi sağladı. Şimdi pratikle terbiye edilmiş kuramsal bilgileri paylaşma zamanı. Bu kitapta, içime sinmeyen hiçbir şeyi okura önermiyorum.“
Umut, çocukların kuracağı dünyada! Yetişin çocuklar…