Daha
öncede söylemiş ve yazmıştım, yaşadıklarımız bir an gibi, yaşanmışlıklarla
yaşanmamışlıklar/ yaşanamamışlıklar arasında, hayat bir illizyonlar serisi. Her
an bunun idrakinde olan birisi olarak, her yıl hatırlanıp bunun hatırlatılmasını
istemediğimden bu sene sosyal terapi alanlarından biri olan facebooktan doğum
günümü silmiştim ancak babasını sevdiği
için duygularını aşağıdaki satırlara döken oğluma sadece kuru bir teşekkür ederim
demek bana yeterli gelmedi ve kendimce bazı algı ve açıklamaları yazmak
istedim.
Sahip
olduğunuzu sandığınız her şeyi yitirebilirsiniz ama duygularınız hariç, o duygular
ki niyetlerimizin temelidir. Ancak şunuda sarfı nazar etmemek lazım herkes
duygularını çok açık bir şekilde ifade edemez, bunun en bariz sebebi yaşanan
ortamların paranoid ve ziyadesi ile güvensizliğidir, geneli incelerseniz içinde yaşadığımız toplum
duygularını kinaye ile ifade etmeyi daha çok benimser vaziyettedir. Mış gibi
yaşayan bir toplum haline geldik bu durum duygu ve düşüncelerimize de sirayet
etmiş vazyette. Bu olumsuzluklara rağmen duygu ve düşüncelerini net ifade
edebilen insan olmak ve bu paraleldeki evlatlara sahip olduğum için mutluyum,
sağolun varolun evlatlarınızda inşaallah sizler gibi olur.
Bu
arada doğum günümü kutlayan arkadaş,
akraba ve kuzenlerime de ayrıca teşekkür ederim, iyiki varsınız Allah eksikliğinizi
vermesin. Evlatlarınız niyetinizin samimiyetine inanan insanlar olsunlar.
“ Bir çocuk düşün. Aklı ermeye başlamış
boyu bacağına geliyor. Sana hayran. Sana hayran hayran bakıyor. Sen farkında
değilsin.
Hayat denen masa kurulmuş bir sürü insan
var. Çocuk uzakta, sana bakıyor. Her hareketine öyle hayran bakıyor ki… Sen
farkında değilsin.
Sen hala farkında değilsin ama sana olan
hayranlığından hiçbir şey yitirmedi bu çocuk.
Şimdilerde babam, her aynaya baktığımda
seni görüyorum. Bu yaşlardaki seni düşünüyorum. Yaşadığım her şeyde seni
düşünüyorum. Senin zorluklarını, kavgalarını, mücadelelerini, kahkahalarını,
isteklerini, meraklarını, hayatın senden aldıklarını, hayatın sana
vermediklerini, dualarını, yalnızlıklarını…
Senin gittiğin yolun yarısındayım. Bu yaşadığın acı ve tatlı şeylerin yarısı
etmez biliyorum. Çünkü öyle eşit bir fonksiyonu yok hayatlarımızın, herkes
kabına göre acı çekiyor. Ama işte şimdilerde senin parçan olduğumu daha çok
hissediyorum.
Sen yanımda yoksun ama aynaya bakıp seni
hayran hayran izliyorum şimdilerde. Eksikleri oluyor senin hikayenin. Bazen
seninle ilgili kurduğum hikayelerde nerede ne yaptığını bilmiyorum. İşte o
vakit kendime bakıyorum ve eksikleri dolduruyorum. Ne de güzel parçanım senin
diye içim sevinçle doluyor.
Sen babam, farkında değilsin sana nasıl
hayran olarak yaşadığımın/yaşayacağımın. Bazen de kendimi ‘şimdi burada olup bu
durumu görseydi ‘ böyle tepki verirdi diyorum ve kahkaha atarken yakalıyorum
kendimi. Bazen bir insan görüyorum, bir insanla konuşuyorum, sadece senin ve
benim gördüğümüzde kahkahalara boğulacağımız cinsten bir insan. O zaman acıyor
kalbimin bir köşesi ama eminim senin de başına geliyordur ve eminim sen de
benim gibi ikimizin yerine gülüyorsundur.
Ben senin parçan olduğumu şimdilerde daha
iyi anlıyorum. Bana söylediklerini, öğüt ettiklerini. Daha iyi anlıyorum. Daha
iyi hissediyorum senin hislerini, acılarını. O zaman daha da hayran oluyorum.
Senin gibi bir baban yokken yaptıklarını görüyorum. Senin gibi bir babam varken
bile yapamadıklarımı ve yapamayacaklarımı J
Kalbimden senin ile ilgili dilediğim şeyleri ama böyle ‘can-ı gönülden’
dilediğim şeyleri yazsam buraya sığmazlar. Ama iki en iyi dostun, en iyi yanı
da budur ki, birbirilerine anlatmadan, içinden geçenleri anlarlar.
Sen, benim en iyi dostum, babam, oğlum,
arkadaşım, dert ortağım, dayanağım, güvencem. İyi ki doğmuşsun. İyi ki pes
etmeden yaşamışsın, iyi ki senin parçan olmuşum. Sen, bana kattıklarını belki
bazen, şöyle arkana dönüp baktığında göremiyorsundur. Ama bilesin ki hepsi
benim gözümün önündedir. Sana ömrümce hayran olacağım, seninle ömrümce gurur
duyacağım.
Allah gönlünün istediklerini nasip etsin.
Dilerim ailemize katılacak yeni küçük parçaların olurlar ve sana
yetişemediğimiz kısımları yakalayarak senden nasiplenirler.
Ellerinden, yanaklarından, gözlerinden, alnından hasretle ve
sevgiyle öpüyorum. Seni çok ama çok seviyorum benim canım babam.”
Yaradılmışı
yaratandan dolayı sevmeyi öğretti hayatta yaşadıklarım, isteseydi tornadan
çıkan tesbih tanesi gibi de yaratabilirdi bizi, parmak uçlarımıza kadar farklı
yaratan, o zaman da insan olmanın onurunu ve kıymetini anlayamazdık.
İnsan olarak, her
zaman şükrederim evrendeki farklılıkları algılayan bir akla ve izana sahip
olduğum için, kolay değil eşrefi mahlukat olma üstünlüğünü taşımak, anlamak,
algılamak.
Üzülürüm/ kızarım,
kendine ekstradan verilene şükredip paylaşmayana, bunun farkında olmayıp, kendi
yolundan gitmeyeni zalim bir yargıç gibi yargılayana…
Facebook ta kayıtlı
benimle arkadaş gözüken 1100 kişiden, sadece 150 sinden yıl sonu / yeniyıl
mesajı geldi, bu 150 nin 2 tanesi “
kafirin noeli bize mekkenin fethini unutturmasın, 31 aralık mekkenin fethi” yazan
mesajı göndermişler, diğer 2 tanesi de “ ne işi var müslümanın yıl sonu
kutlamasıyla” gibi diyen artık zihni
malüliyetleri tescillenmiş kişilerin söyleyeceği türden bir sloganı mesaj
olarak benimseyip paylaşmışlar, kalan 146 kişiden gelen mesaj klasik yeni yıl
mesajı idi, yani yaşanacak yılın yaşanmış olandan daha iyi olması temennisi
içeriyordu.
Bende önceleri kendim gibi düşünmeyenlere çok
kızardım, en doğrusunu kendimin bildiğini yada bana öğretilmiş olan olduğunu
sanırdım, Allaha şükür ki bu yanlış tutumum, öğrendiklerim arttıkça, mukayese
gücüm gelişip kendi aklımla düşünmeye başladıkça değişti ve olaylarla durumlara
bakışım daha bir keskin ve şefkatli hale geldi.
Yaşadığım ömürde beni en fazla etkileyen
düşünce ve durum tahkiklerine baktığım vakit şunları gördüm;
·Yaradan isteseydi, şu an 7,5 milyardan fazla
olan ve her biri diğerinden farklı insan varlığı tek tip ürün gibi olabilirdi,
·7,5 milyar kabul ettiğimiz şu anki insan
nufusunun hepsi her yönüyle ( din, dil, ırk, bölgesel dağılım, cinsiyet, yaş,
algı, bilinç ve daha aklımıza gelmeyen bir çok açıdan… ) farklıdır,
·Bu 7.5 milyar nufusun 2,1 milyarı hiristiyan,
1,5 milyarı Müslüman, 14-15 milyonu Yahudi dinine mensup olup, bu rakam
toplamını 7,5 milyardan düştüğünüz vakit kalan 3,885 milyar insanın inancını
Hindular, Budistler, Bahailer, caynistler, Sihler, Taoistler, şintoistler,
konfiçyüsçüler, Kızılderililer ve ateistler oluşturur.
·Evrensel sistemdeki farklılıkların bana göre tek
bir nedeni vardır, oda; sadece ve sadece düşünmek üzre yaratılmış insanın
düşünmesini sağlamak ve kolaylaştırmak. Böyle bir evrensel sistemi kuran mübarek
varlık evrenle kumar oynamaz, başlangıçta yaratıp donattığı her insani varlık
aynı değerdedir, nihai değerleri yaratılmış olanın hal ve gidişatı
belirleyecektir. Tam anlamıyla düşünen bir insan/varlık haline geldiğiniz vakit
ister istemez yaradanı zikredip şükredeceksiniz, sizi bu evrensel tabloda en
üste yerleştirdiği için. Sizden başka bir isteği ve beklentiside yok zaten.
·Yaradana inanırsınız inanmazsınız bu sizinle
onun arasındaki bir özel durumdur, inanmasanızda yaradanın kurduğu bu sistemde
rızkınız dolaylı yada dolaysız olarak size gelir/ verilir. Yani kendisine
inanmıyorsunuz diye yaşam hakkınız elinizden alınmaz.
·Sizin inancınızda olmadığı yada sizin ayak
izinizden yürümediği için reddettiğiniz, kabul edip içinize sindiremediğiniz
birisinin yada birilerinin rızkını kesme şansınız yoktur, hele yargılamaya hiç
hakkınız yoktur.
Bugün uygulanan ibadet
şekillerini incelediğinizde, din denilen
olgunun bir takım görünen ve görünmeyen ritüeller toplamı olduğu görülür, insan ibadetlerinin yaratanca değerlendirmesi
görünen ritüellerden çok o ibadeti taşıyanın niyeti ile ölçülmekte ve
değerlendirilmektedir. Yaratanın vahiy yoluyla indirdiği söylenilen kutsal
kitaplarda yazan budur. Yani siz görüntüde mükemmel Yahudi, hristiyan veya
Müslüman olabilirsiniz ama bu yalnız kendinizi kandırmanızı sağlar, yaratan bu
konuyu otomatik pilota almıştır, mükemmelliğiniz niyetinizle doğru orantılıdır.
Ayrıca yaradan üstüne basa basa kuranı keriminde söyler ;
Kim kıldığı namazda yada yaptığı toplam
ibadette gaflet içinde olmadığını söyleyebilir yada ispat edebilir. Öyle bir
şeyi ben ömrümce görmedim.
·Ve yine bu kutsal kitaplarda yazan en önemli
şeylerden bazısı, her varlığın yaşam hakkına saygı duymak gerektiğidir ki, bir
cana kıyanın tüm insanlığı katletmiş gibi değerlendirileceği söylenmektedir.,
eğer dininizin en doğru yol olduğunu öneriyor ve tavsiye ediyorsanız kutsal
kitaplarda bunu bir müjde havasında tebliğ etmenizi söyleyen ayetler vardır,
·Yaşanan / yapılan tezatlar şunlardır;
-Nufus
kağıdınızda ki din hanesinde yazan din sizin o din mensubu olduğunuzu
göstermez,
-Din
öyle bir olgu ve okuldur ki, diploma son nefesinizde verilir,
-Dini
açıklamak için yaradanın gönderdiği kutsal kitabı anlamadan aracıların
yardımıyla bu yola çıkanlar ve bu kutsal kitabı yanlış yorumlayanlar, her zaman
olmuştur ve olacaktır, kırk senelik şöför trafik kazası yapmaz diye bir kayıt
yok, yaşayacağınız varsa her şey olasılık dahilindedir.
-Bir
dine mensup olmak ahlaka ihtiyacınız yok anlamına da gelmez, ahlak sahibi olmak
tüm din ve öğretilerin buluşabildiği asgari müştereklerin özeti ve aynı zamanda
insan olmanın vazgeçilmez şartlarından biridir,
-Bugün
insanların yaşadığı ve içine düştüğü en büyük handikap insan medeniyetinin hangi
konumdan bulunduğu noktaya, nasıl ve hangi süzgeçlerden geçerek, geldiğini anlamadan
paranın gücünü öğrenmeleridir. Bu insanların çoğunu içinden çıkamayacakları bir
girdaba sokmaktadır ki medeni insan olmak/medeniyete sahip çıkmak yerine para sahibi insan olup nefislerinin istediğini
yerine getirmeye çalışmaktadırlar.
Ne özgürlüklerimin kısıtlanmasını isterim
nede başkalarının özgürlüklerinin kısıtlanmasını, herkesin daha özgür olması tüm
özgürlüklerin de güvencesidir. Özgürlüğün toplumsal sınırı, başkalarının
özgürlüğünün başladığı yere kadardır.
İnsanların din, ahlak, ideoloji,
siyaset zabıtalarından çektiklerini incelerseniz önerilen yasakların temelinde iktidar
mücadelesini görürsünüz. Toplumun özgürlüklerini ve özgürleşme mücadelesini
kısıtlayanların derdi kendi ideolojilerini korumak ve benimsetmektir.
İnsanlığın artık bu tür yasak ve yaklaşımlara,
güdülmelere ihtiyacı yoktur, insanın ve insanlığın gelişimini sağlayacak yegane
olgu saygı, sevgi ve şefkattir, benden olmayana yaşama hakkı yok derseniz
kaybetmeniz ve yok olmanız kaçınılmazdır, tarih bu düşünceleri taşıyıp yok
olmuş enkazlarla doludur.
Eğer gittiğiniz yolun doğru yol olduğuna
inanıyorsanız, kimseyi o yalda zorla yürümeye mecbur etmeyiniz, sizin doğru
yolda olduğunuza inanırlarsa zaten size katılacaklardır.
Temennim tüm insanların yada kendini insan
zannedenlerin yaradan’ ın kurduğu bu evrende kişi hak ve özgürlüklerine saygılı
ve sahip olarak yaşamaları ve kendilerini azami oranda ruhsal ve zihinsel
olarak geliştirmeleridir.
ABD’nin
Tacoma eyaletinde yapılan bu köprü yapıldığı dönemde dünyanın en büyük
açıklıklı üçüncü köprüsü özelliğini taşımakta idi. 1940 yılı şartları ve
teknolojisi ile inşa edilen bu köprünün uzunluğu 1524 metreydi. Fakat böylesine
devasa bir köprünün ayaklar arası açıklığı 853 metre iken genişliği sadece 11.9
metreydi. Kablo asma sistem olarak inşa edilen Washington’daki bu köprü 6.4
milyon dolara mal olduğu gibi, yapılış itibari ile bir çok statik sorunla karşı
karşıya idi. Öncelikli olarak isminden de anlaşılabileceği gibi asma köprüler,
asma halatları ve askılar aracılığıyla ana taşıyıcı eleman olan kablolara
asılarak yapılar. Kablolar, köprüyle geçilecek olan suyun iki yakasındaki
zemine, sağlam biçiminde bağlanıp iki ya da daha çok dikey destek kulesi
üzerinden geçirilir. Fakat genel olarak kabloların ankraja girme açısını
düzeltmek İçin uçlara yakın bölümlere ek destekler yerleştirilir. Mühendis
Moisseiff tabliyenin genişlik ve açıklık oranı dengesini ayarlayamamış, kullandığı
boyuna I kesitli kirişler rüzgar geçirmemişti. Burulma rijitliği esnek olmayan
bu köprü açılışından kısa bir süre sonra sürekli rüzgara maruz kalmış ve
salınıma girmiştir. Köprü üzerindeki hareketli yükün de az olması köprünün daha
sık ve hızla salınım yapmasına olanak veriyordu. Yapımından yaklaşık 4 ay sonra
67 km/sa hızla esen rüzgarla rezonansa girdi. Köprünün 140 km/sa gibi bir
rüzgara dayanması öngörülürken rezonansa giren köprü yıkıldı. Yıkılması
beklenen bu köprü 1 ay önce trafiğe kapatıldığı için üzerindeki arabada bulunan
bir köpek dışında can kaybı olmadı. 1950 yılında tekrardan inşa edilen bu
köprüde boşluklu kirişler kullanılarak rüzgarın geçmesine müsade edildi.
Tabliye genişliği artırıldı. Yeni köprünün 10m yüksekliğindeki taşıyıcı kirişi
rüzgarı geçirecek kafes elemanlardan oluşturulduğu gibi Tabliye genişliği 18.3m
kiriş yükseklik/açıklık oranı 1/47 olarak saptandı. Mühendislik adına iyi bir
örnek teşkil eden bu köprü bilgilerin güncellenmesini sağladı ve yeni teknoloji
arayışlarına girildi.
Yaşanan depremlerden dolayı hemen hemen herkes fikir sahibidir,
yapıların deprem etkisi altında analizi ve depreme dayanıklı yapı tasarımı,
inşaat mühendisliğinin en önemli konularından biridir, bu hesaplar yapılırken
(konunun uzmanları bilirler), yapıların doğal titreşim peryodu ve frekansı
hesaplanır, günümüzde bilgisayar teknolojisinin gelişmesi bu hesapların daha
kısa sürede doğruya yakın yapılmasına olanak vermiştir.
Peyder pey yaptığınız, farklı malzemelerden oluşturulmuş bir
yapının doğal titreşim frekansını hesapladığınız vakit, elde ettiğiniz veri ve
hazırlayacağınız düzenekle isterseniz bu yapıyı yerle bir edebilirsiniz. Bu
konu ile ilgili Nikola Tesla’ nın yapıp çalıştırdığı deprem makinasını
kullandıktan sonra “ 10 dakika daha çalıştırsaydım binayı yerle bir ederdim “
dediği tarihte kayıtlıdır.
Konu başlığı İslamın kitabı Kuran-ı Kerim, ses , titreşim ve
frekanslar idi, ne alakası var diye düşünenler olabilir, ancak aşağıdaki ayetleri
ve meallerini incelerseniz şunu göreceksiniz ki ;
· * Yaradan Allah , bir çok ayette, doğruluktan saptıkları için kendilerini
yok ettiğini söz konusu yaptığı bir kısım halkları / kavimleri ( ad, semud, medyen,
eykeliler vb. ) bu yöntemle yok ettiğini
beyan etmiştir, yani rezone ederek. (KAMER
31, ARAF 78-91, YASİN 29, HUD 67,
HUD 94, HİCR 73, HİCR 83)
·
* Gerek Hz. Musa(a.s.), gerekse Hz. Muhammed (a.s.) dönemlerindeki
inançsız yada zayıf inançlı toplulukları en kolay şekilde yola getirmenin yolunun
bu yöntem olduğunu beyan etmektedir (SAD 15, YASİN 53, SAFFAT 19, NAZİAT 13,
· * Bazen de denemek amaçlı (ARAF
155, ANKEBUT 40, )
Kuran-ı kerimdeki tespit ettiğimiz etkili ses,
titreşim vb. konuları içeren ayetler iniş sırasında ve rahmetli Yaşar Nuri
Öztürk Hocanın Türkçe mealleriyle aşağıda dır.
24. ABESE 33. : Şiddetle çarpanın çıkardığı
korkunç ses geldiğinde,
فَإِذَا
جَاءتِ الصَّاخَّةُ ﴿٣٣﴾
Fe izâ
câetis sâhhatu.
30. KARİA 1. : O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan.
الْقَارِعَةُ ﴿١﴾
El
kâriatu.
34. KAF
41-42 : Haykıranın
çok yakın bir yerden sesleneceği günü dinle!
O gün o müthiş sesi hak olarak dinleyecekler.
Ortaya çıkış/diriliş günüdür bu.
Fe
ehazethumur recfetu fe asbehû fî dârihim câsimîn(câsimîne).
39. ARAF 155 : Musa, bizimle buluşma vakti için toplumundan
yetmiş adam seçti. Şiddetli sarsıntı onları yakalayınca Musa şöyle dedi:
"Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki
beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından
başka birşey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin.
Sen bizim Veli'mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en
hayırlısısın."
Vahtâra
mûsâ kavmehu seb’îne raculen li mîkâtinâ, fe lemmâ ehazet humur recfetu kâle
rabbi lev şi’te ehlektehum min kablu ve iyyâye, e tuhlikunâ bi mâ feales
sufehâu minnâ, in hiye illâ fitnetuke, tudıllu bihâ men teşâu ve tehdî men
teşâu ente veliyyunâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrul gâfirîn(gâfirîne).
41.
YASİN 29 : Olan,
sadece korkunç titreşimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.
50. İSRA 64: "Onlardan
güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara
çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire
vaatte bulun." Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!
Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike
ve eclib aleyhim bi haylike ve racilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi
vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûran).
52. HUD
– 67 : Zulme sapmış olanları o korkunç titreşimli ses yakaladı da öz
yurtlarında yere çökmüş hale getirdiler.
Ve ehazellezîne zalemûs sayhatu fe asbahû
fî diyârihim câsimîn(câsimîne).
52. HUD 94 : Emrimiz gelince Şuayb'ı ve onunla
birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek
titreşimli sayha yakaladı da öz yurtlarında yere çömelmiş hale geldiler.
Fe innemâ hiye zecratun vâhıdetun fe izâ
hum yenzurûn(yenzurûne).
61.
FUSSİLET 44 : Eğer
biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi:
"Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi?/Arap'a yabancı dil mi?/ister
yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir
kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık
vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan
seslenilmektedir."
Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le
kâlû lev lâ fussilet âyâtuhu, e a’cemiyyun ve arabîyyun, kul huve lillezîne
âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yu’minûne fî âzânihim vakrun ve huve
aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).
74.
MÜMİNUN 41 : Nihayet,
o korkunç titreşimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel
süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluğu!
Ve emmâ
âdun fe uhlikû bi rîhın sarsarin âtîyetin.
81. NAZİAT 13 : Oysa ki o, sert bir
komut sesinden ibarettir.
فَإِنَّمَا
هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ ﴿١٣﴾
Fe
innemâ hiye zecratun vâhıdetun.
85. ANKEBUT 40 : Herbirini
kendi günahı ile yakaladık. Bazılarının üstüne taş yağdıran bir kasırga
gönderdik. Bir kısmını, o korkunç titreşimli ses yakaladı. Onlardan, yere
batırdıklarımız da oldu. Bazılarını da boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi.
Fakat onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı.
Fe kullen ehaznâ bi zenbihi, fe minhum men
erselnâ aleyhi hâsıbâ(hâsıben), ve minhum men ehazethus sayhatu, ve minhum men
hasefnâ bihil arda, ve minhum men agraknâ, ve mâ kânallâhu li yazlimehum ve
lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Netice
de belki son 100 yıldır incelenen ve son 30 yılda keşfinde artan bir ivme
oluşan ses, frekans, titreşim ve rezonans olayında yaratıcımız yukarıdaki
ayetleriyle dikkatimizi özellikle bu konulara çekmek istemiştir.