30 Nisan 2018 Pazartesi

DEĞİŞİM, GELİŞİM İLE KUTSAL GÜNLER VEYA GECELER


Yaşadığımız evrene genel anlamda ve geniş perspektifte bakıldığında , değişim ve gelişimin sürekliliğini, yaşamın tek düze değil de bir sinüs eğrisi çizdiğini ve evrende yegane kalıcı olanın bir tek kadiri mutlak yaratan olduğu görülür.
En basitinden incelerseniz yaklaşık milattan 4000 yıl önce bulunmuş tekerleğin, bu gün ki yaklaşık 250 km/saat sürat yapabilen son model bir araçtaki pozisyonu tekerleğin müthiş güzel bir değişimidir.
Fazla uzağa bakmaya gerek yok, yaşadığımız ileri bilinçli hayatta yakın tarih 1980 li yıllardaki haberleşme yöntemleri ile bugün ki haberleşme yöntemleri arasında uçurum vardır ; 1980 ‘ ler de İstanbul / Aksaraydan Mersini aramak için ptt’ ye telefon yazdırdığınızda telefonun bağlanması 4 saat sürerdi, aynı talebi sirkeci ptt’ den yaptığınızda 2 saate bağlanırdı, 1973 senesinde ptt ye kaydettiğim telefon hattı talebi 1985 yılında hayata geçti, günümüzde ise herhangi bir telefon servis sağlayıcısından temin edeceğiniz sim kart ile anında olmasa bile uygun telefonunuz varsa dakikalar içinde dünyanın diğer tarafıyla görüşmeye başlarsınız hem de isterseniz görüntülü.
Bu yazdığım örnekler evrendeki fiziksel gelişimdir, daha doğrusu evrensel gelişimin fiziki dünyada insana sağladığı kolaylıktır, değişimde pek farklı değil, her şey insanlığın rahatlığı ve refahına odaklı devam etmektedir.
Ancak acıdır ki insanlık fiziki gelişim ve değişimde gösterdiği performansı ruhsal ya da sosyal yapısında aynı oranda gösterememektedir. Yanlış kanaatlerle birbirini acımasızca yargılayıp, birbiri hakkında yanlış hükümler vermektedir.
Kanaat deyince benim aklıma bizi en çok etkileyen kazanılmış düşünce ya da varılmış nihai düşünce gelir ki bu düşünceler ister kendi kazanımımız olsun isterse zihnimize dolaylı olarak zerk edilmiş olsun. Her konuda dolaylı edinebileceğimiz kanaatler olabileceği gibi istersek kendi kanaatlerimizi de düşünüp araştırarak oluşturabiliriz, bence doğrusu da budur.
Daha öncede yazmıştım yılbaşı kutlamalarını İslamiyet ‘e aykırı bulup kutlamak istemeyen bazı arkadaşlar gündeme gelmişti, şimdi de bunun tersi söz konusu, şöyle ki; “ Kandil ve bayram uygulamaları ve benzeri özel gün ve geceler Kuran ayetlerinde yer almayan konulardandır.” diyerek bu kutlamaları eleştiren ve bu mesajları almak istemeyen arkadaşlarımız oluyor, bence, bu gibi gün ve uygulamalar Kuran ayetlerine aykırı inanç ve kabuller barındırmadıkları müddetçe kutlanabilir, yeter ki birbirimizi bu iş bu iş illa, olmazsa olmaz gibisinden mecbur etmeyelim.
Bu ve benzeri vesilelerle birbirimizi arayarak hatır sorabilir, elde var bir mantığı ile hareket etmeden, ilişkilerimizi canlı ve güçlü tutabiliriz. Nasıl ki anneler günü, babalar günü yada sevgililer günü, vb… bilmem ne günü diyerek sosyal rezonans yapılıyorsa, kutsal günler veya geceler içinde sosyal rezonans yapılabilir, niyetle doğru orantılı değerlendirilen ibadet, insanla yaradanı arasındadır, kimsenin kimseye yargıçlık yada hakimlik yapmasına ne hakkı nede haddi vardır.
İnsanı en güzel surette yarattığını defalarca kuranı keriminde bildiren yaratanımız var ve eşrefi mahlukat tabir edilen İnsan için eğer bilirse, ve kulluğunu ifade etmek istiyorsa, değil Cuma, Cumartesi Pazar günü yada Recep Şaban Ramazan ayları, her an, her zaman parçası kutsal ve mübarektir.
Özel olduğu kabul edilen gecelerde / zamanlar da yapılan ibadet ve bağışlanma dileklerinin mutlaka kabul göreceği ve diğer gün ve gecelerden daha makbul olacağı gibi inançlar yanlıştır ve batıldır.
Kıstasımız kuran ise, kuranın işareti kutsal olan sadece Kadir gecesidir, kuluna şah damarından daha yakın olduğunu bildiren yaratana, yakın olmak isteyen için her gün kadir gecesi olabilir, illa filanca gün, gece veya zaman değil, yeterki niyetiniz saf olsun ve kendiniz dışında kimseye de yargıçlık taslamayın.
Bu vesileyle her kesin kabul ettiği ve kutsal saydığı vakitler mübarek ve kutlu olsun…

13 Ocak 2018 Cumartesi

59 ‘ DEVİRİP 60 ‘ A MERDİVEN DAYAMAK



Daha öncede söylemiş ve yazmıştım, yaşadıklarımız bir an gibi, yaşanmışlıklarla yaşanmamışlıklar/ yaşanamamışlıklar arasında, hayat bir illizyonlar serisi. Her an bunun idrakinde olan birisi olarak, her yıl hatırlanıp bunun hatırlatılmasını istemediğimden bu sene sosyal terapi alanlarından biri olan facebooktan doğum günümü silmiştim  ancak babasını sevdiği için duygularını aşağıdaki satırlara döken oğluma sadece kuru bir teşekkür ederim demek bana yeterli gelmedi ve kendimce bazı algı ve açıklamaları yazmak istedim.

Sahip olduğunuzu sandığınız her şeyi yitirebilirsiniz ama duygularınız hariç, o duygular ki niyetlerimizin temelidir. Ancak şunuda sarfı nazar etmemek lazım herkes duygularını çok açık bir şekilde ifade edemez, bunun en bariz sebebi yaşanan ortamların paranoid ve ziyadesi ile güvensizliğidir,  geneli incelerseniz içinde yaşadığımız toplum duygularını kinaye ile ifade etmeyi daha çok benimser vaziyettedir. Mış gibi yaşayan bir toplum haline geldik bu durum duygu ve düşüncelerimize de sirayet etmiş vazyette. Bu olumsuzluklara rağmen duygu ve düşüncelerini net ifade edebilen insan olmak ve bu paraleldeki evlatlara sahip olduğum için mutluyum, sağolun varolun evlatlarınızda inşaallah sizler gibi olur.

Bu arada  doğum günümü kutlayan arkadaş, akraba ve kuzenlerime de ayrıca teşekkür ederim, iyiki varsınız Allah eksikliğinizi vermesin. Evlatlarınız niyetinizin samimiyetine inanan insanlar olsunlar.

“ Bir çocuk düşün. Aklı ermeye başlamış boyu bacağına geliyor. Sana hayran. Sana hayran hayran bakıyor. Sen farkında değilsin.
Hayat denen masa kurulmuş bir sürü insan var. Çocuk uzakta, sana bakıyor. Her hareketine öyle hayran bakıyor ki… Sen farkında değilsin.
Sen hala farkında değilsin ama sana olan hayranlığından hiçbir şey yitirmedi bu çocuk.
Şimdilerde babam, her aynaya baktığımda seni görüyorum. Bu yaşlardaki seni düşünüyorum. Yaşadığım her şeyde seni düşünüyorum. Senin zorluklarını, kavgalarını, mücadelelerini, kahkahalarını, isteklerini, meraklarını, hayatın senden aldıklarını, hayatın sana vermediklerini, dualarını, yalnızlıklarını…  Senin gittiğin yolun yarısındayım. Bu yaşadığın acı ve tatlı şeylerin yarısı etmez biliyorum. Çünkü öyle eşit bir fonksiyonu yok hayatlarımızın, herkes kabına göre acı çekiyor. Ama işte şimdilerde senin parçan olduğumu daha çok hissediyorum.
Sen yanımda yoksun ama aynaya bakıp seni hayran hayran izliyorum şimdilerde. Eksikleri oluyor senin hikayenin. Bazen seninle ilgili kurduğum hikayelerde nerede ne yaptığını bilmiyorum. İşte o vakit kendime bakıyorum ve eksikleri dolduruyorum. Ne de güzel parçanım senin diye içim sevinçle doluyor.
Sen babam, farkında değilsin sana nasıl hayran olarak yaşadığımın/yaşayacağımın. Bazen de kendimi ‘şimdi burada olup bu durumu görseydi ‘ böyle tepki verirdi diyorum ve kahkaha atarken yakalıyorum kendimi. Bazen bir insan görüyorum, bir insanla konuşuyorum, sadece senin ve benim gördüğümüzde kahkahalara boğulacağımız cinsten bir insan. O zaman acıyor kalbimin bir köşesi ama eminim senin de başına geliyordur ve eminim sen de benim gibi ikimizin yerine gülüyorsundur.
Ben senin parçan olduğumu şimdilerde daha iyi anlıyorum. Bana söylediklerini, öğüt ettiklerini. Daha iyi anlıyorum. Daha iyi hissediyorum senin hislerini, acılarını. O zaman daha da hayran oluyorum. Senin gibi bir baban yokken yaptıklarını görüyorum. Senin gibi bir babam varken bile yapamadıklarımı ve yapamayacaklarımı J
Kalbimden senin ile ilgili dilediğim şeyleri ama böyle ‘can-ı gönülden’ dilediğim şeyleri yazsam buraya sığmazlar. Ama iki en iyi dostun, en iyi yanı da budur ki, birbirilerine anlatmadan, içinden geçenleri anlarlar.
Sen, benim en iyi dostum, babam, oğlum, arkadaşım, dert ortağım, dayanağım, güvencem. İyi ki doğmuşsun. İyi ki pes etmeden yaşamışsın, iyi ki senin parçan olmuşum. Sen, bana kattıklarını belki bazen, şöyle arkana dönüp baktığında göremiyorsundur. Ama bilesin ki hepsi benim gözümün önündedir. Sana ömrümce hayran olacağım, seninle ömrümce gurur duyacağım.
Allah gönlünün istediklerini nasip etsin. Dilerim ailemize katılacak yeni küçük parçaların olurlar ve sana yetişemediğimiz kısımları yakalayarak senden nasiplenirler.

Ellerinden, yanaklarından, gözlerinden, alnından hasretle ve sevgiyle öpüyorum. Seni çok ama çok seviyorum benim canım babam.”

2 Ocak 2018 Salı

2018 YILINA GİRERKEN

Yaradılmışı yaratandan dolayı sevmeyi öğretti hayatta yaşadıklarım, isteseydi tornadan çıkan tesbih tanesi gibi de yaratabilirdi bizi, parmak uçlarımıza kadar farklı yaratan, o zaman da insan olmanın onurunu ve kıymetini anlayamazdık.
İnsan olarak, her zaman şükrederim evrendeki farklılıkları algılayan bir akla ve izana sahip olduğum için, kolay değil eşrefi mahlukat olma üstünlüğünü taşımak, anlamak, algılamak.
Üzülürüm/ kızarım, kendine ekstradan verilene şükredip paylaşmayana, bunun farkında olmayıp, kendi yolundan gitmeyeni zalim bir yargıç gibi yargılayana…
Facebook ta kayıtlı benimle arkadaş gözüken 1100 kişiden, sadece 150 sinden yıl sonu / yeniyıl mesajı geldi, bu 150 nin 2 tanesi “ kafirin noeli bize mekkenin fethini unutturmasın, 31 aralık mekkenin fethi” yazan mesajı göndermişler, diğer 2 tanesi de “ ne işi var müslümanın yıl sonu kutlamasıyla” gibi diyen artık zihni malüliyetleri tescillenmiş kişilerin söyleyeceği türden bir sloganı mesaj olarak benimseyip paylaşmışlar, kalan 146 kişiden gelen mesaj klasik yeni yıl mesajı idi, yani yaşanacak yılın yaşanmış olandan daha iyi olması temennisi içeriyordu.
Bende önceleri kendim gibi düşünmeyenlere çok kızardım, en doğrusunu kendimin bildiğini yada bana öğretilmiş olan olduğunu sanırdım, Allaha şükür ki bu yanlış tutumum, öğrendiklerim arttıkça, mukayese gücüm gelişip kendi aklımla düşünmeye başladıkça değişti ve olaylarla durumlara bakışım daha bir keskin ve şefkatli hale geldi.
Yaşadığım ömürde beni en fazla etkileyen düşünce ve durum tahkiklerine baktığım vakit şunları gördüm;
·        Yaradan isteseydi, şu an 7,5 milyardan fazla olan ve her biri diğerinden farklı insan varlığı tek tip ürün gibi olabilirdi,
·        7,5 milyar kabul ettiğimiz şu anki insan nufusunun hepsi her yönüyle ( din, dil, ırk, bölgesel dağılım, cinsiyet, yaş, algı, bilinç ve daha aklımıza gelmeyen bir çok açıdan… ) farklıdır,
·        Bu 7.5 milyar nufusun 2,1 milyarı hiristiyan, 1,5 milyarı Müslüman, 14-15 milyonu Yahudi dinine mensup olup, bu rakam toplamını 7,5 milyardan düştüğünüz vakit kalan 3,885 milyar insanın inancını Hindular, Budistler, Bahailer, caynistler, Sihler, Taoistler, şintoistler, konfiçyüsçüler, Kızılderililer ve ateistler oluşturur.
·        Evrensel sistemdeki farklılıkların bana göre tek bir nedeni vardır, oda; sadece ve sadece düşünmek üzre yaratılmış insanın düşünmesini sağlamak ve kolaylaştırmak. Böyle bir evrensel sistemi kuran mübarek varlık evrenle kumar oynamaz, başlangıçta yaratıp donattığı her insani varlık aynı değerdedir, nihai değerleri yaratılmış olanın hal ve gidişatı belirleyecektir. Tam anlamıyla düşünen bir insan/varlık haline geldiğiniz vakit ister istemez yaradanı zikredip şükredeceksiniz, sizi bu evrensel tabloda en üste yerleştirdiği için. Sizden başka bir isteği ve beklentiside yok zaten.
·        Yaradana inanırsınız inanmazsınız bu sizinle onun arasındaki bir özel durumdur, inanmasanızda yaradanın kurduğu bu sistemde rızkınız dolaylı yada dolaysız olarak size gelir/ verilir. Yani kendisine inanmıyorsunuz diye yaşam hakkınız elinizden alınmaz.
·        Sizin inancınızda olmadığı yada sizin ayak izinizden yürümediği için reddettiğiniz, kabul edip içinize sindiremediğiniz birisinin yada birilerinin rızkını kesme şansınız yoktur, hele yargılamaya hiç hakkınız yoktur.
Bugün uygulanan ibadet şekillerini incelediğinizde,  din denilen olgunun bir takım görünen ve görünmeyen ritüeller toplamı olduğu görülür,  insan ibadetlerinin yaratanca değerlendirmesi görünen ritüellerden çok o ibadeti taşıyanın niyeti ile ölçülmekte ve değerlendirilmektedir. Yaratanın vahiy yoluyla indirdiği söylenilen kutsal kitaplarda yazan budur. Yani siz görüntüde mükemmel Yahudi, hristiyan veya Müslüman olabilirsiniz ama bu yalnız kendinizi kandırmanızı sağlar, yaratan bu konuyu otomatik pilota almıştır, mükemmelliğiniz niyetinizle doğru orantılıdır. Ayrıca yaradan üstüne basa basa kuranı keriminde söyler ;
Kim kıldığı namazda yada yaptığı toplam ibadette gaflet içinde olmadığını söyleyebilir yada ispat edebilir. Öyle bir şeyi ben ömrümce görmedim.
·        Ve yine bu kutsal kitaplarda yazan en önemli şeylerden bazısı, her varlığın yaşam hakkına saygı duymak gerektiğidir ki, bir cana kıyanın tüm insanlığı katletmiş gibi değerlendirileceği söylenmektedir., eğer dininizin en doğru yol olduğunu öneriyor ve tavsiye ediyorsanız kutsal kitaplarda bunu bir müjde havasında tebliğ etmenizi söyleyen ayetler vardır, 
·        Yaşanan / yapılan tezatlar şunlardır;
-    Nufus kağıdınızda ki din hanesinde yazan din sizin o din mensubu olduğunuzu göstermez,
-    Din öyle bir olgu ve okuldur ki, diploma son nefesinizde verilir,
-    Dini açıklamak için yaradanın gönderdiği kutsal kitabı anlamadan aracıların yardımıyla bu yola çıkanlar ve bu kutsal kitabı yanlış yorumlayanlar, her zaman olmuştur ve olacaktır, kırk senelik şöför trafik kazası yapmaz diye bir kayıt yok, yaşayacağınız varsa her şey olasılık dahilindedir.
-    Bir dine mensup olmak ahlaka ihtiyacınız yok anlamına da gelmez, ahlak sahibi olmak tüm din ve öğretilerin buluşabildiği asgari müştereklerin özeti ve aynı zamanda insan olmanın vazgeçilmez şartlarından biridir,
-    Bugün insanların yaşadığı ve içine düştüğü en büyük handikap insan medeniyetinin hangi konumdan bulunduğu noktaya, nasıl ve hangi süzgeçlerden geçerek, geldiğini anlamadan paranın gücünü öğrenmeleridir. Bu insanların çoğunu içinden çıkamayacakları bir girdaba sokmaktadır ki medeni insan olmak/medeniyete sahip çıkmak  yerine para sahibi insan olup nefislerinin istediğini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.
Ne özgürlüklerimin kısıtlanmasını isterim nede başkalarının özgürlüklerinin kısıtlanmasını, herkesin daha özgür olması tüm özgürlüklerin de güvencesidir.  Özgürlüğün toplumsal sınırı, başkalarının özgürlüğünün başladığı yere kadardır.
 İnsanların din, ahlak, ideoloji, siyaset zabıtalarından çektiklerini incelerseniz önerilen yasakların temelinde iktidar mücadelesini görürsünüz. Toplumun özgürlüklerini ve özgürleşme mücadelesini kısıtlayanların derdi kendi ideolojilerini korumak ve benimsetmektir.
İnsanlığın artık bu tür yasak ve yaklaşımlara, güdülmelere ihtiyacı yoktur, insanın ve insanlığın gelişimini sağlayacak yegane olgu saygı, sevgi ve şefkattir, benden olmayana yaşama hakkı yok derseniz kaybetmeniz ve yok olmanız kaçınılmazdır, tarih bu düşünceleri taşıyıp yok olmuş enkazlarla doludur.
Eğer gittiğiniz yolun doğru yol olduğuna inanıyorsanız, kimseyi o yalda zorla yürümeye mecbur etmeyiniz, sizin doğru yolda olduğunuza inanırlarsa zaten size katılacaklardır.

Temennim tüm insanların yada kendini insan zannedenlerin yaradan’ ın kurduğu bu evrende kişi hak ve özgürlüklerine saygılı ve sahip olarak yaşamaları ve kendilerini azami oranda ruhsal ve zihinsel olarak geliştirmeleridir.

30 Aralık 2017 Cumartesi

TAKOMA KÖPRÜSÜ VE YIKILIŞI



ABD’nin Tacoma eyaletinde yapılan bu köprü yapıldığı dönemde dünyanın en büyük açıklıklı üçüncü köprüsü özelliğini taşımakta idi. 1940 yılı şartları ve teknolojisi ile inşa edilen bu köprünün uzunluğu 1524 metreydi. Fakat böylesine devasa bir köprünün ayaklar arası açıklığı 853 metre iken genişliği sadece 11.9 metreydi. Kablo asma sistem olarak inşa edilen Washington’daki bu köprü 6.4 milyon dolara mal olduğu gibi, yapılış itibari ile bir çok statik sorunla karşı karşıya idi. Öncelikli olarak isminden de anlaşılabileceği gibi asma köprüler, asma halatları ve askılar aracılığıyla ana taşıyıcı eleman olan kablolara asılarak yapılar. Kablolar, köprüyle geçilecek olan suyun iki yakasındaki zemine, sağlam biçiminde bağlanıp iki ya da daha çok dikey destek kulesi üzerinden geçirilir. Fakat genel olarak kabloların ankraja girme açısını düzeltmek İçin uçlara yakın bölümlere ek destekler yerleştirilir. Mühendis Moisseiff tabliyenin genişlik ve açıklık oranı dengesini ayarlayamamış, kullandığı boyuna I kesitli kirişler rüzgar geçirmemişti. Burulma rijitliği esnek olmayan bu köprü açılışından kısa bir süre sonra sürekli rüzgara maruz kalmış ve salınıma girmiştir. Köprü üzerindeki hareketli yükün de az olması köprünün daha sık ve hızla salınım yapmasına olanak veriyordu. Yapımından yaklaşık 4 ay sonra 67 km/sa hızla esen rüzgarla rezonansa girdi. Köprünün 140 km/sa gibi bir rüzgara dayanması öngörülürken rezonansa giren köprü yıkıldı. Yıkılması beklenen bu köprü 1 ay önce trafiğe kapatıldığı için üzerindeki arabada bulunan bir köpek dışında can kaybı olmadı. 1950 yılında tekrardan inşa edilen bu köprüde boşluklu kirişler kullanılarak rüzgarın geçmesine müsade edildi. Tabliye genişliği artırıldı. Yeni köprünün 10m yüksekliğindeki taşıyıcı kirişi rüzgarı geçirecek kafes elemanlardan oluşturulduğu gibi Tabliye genişliği 18.3m kiriş yükseklik/açıklık oranı 1/47 olarak saptandı. Mühendislik adına iyi bir örnek teşkil eden bu köprü bilgilerin güncellenmesini sağladı ve yeni teknoloji arayışlarına girildi. 

KAYNAK: bilgiustam.com

KURAN-I KERİM , SES, TİTREŞİM VE FREKANSLAR ÜZERİNE

Yaşanan depremlerden dolayı hemen hemen herkes fikir sahibidir, yapıların deprem etkisi altında analizi ve depreme dayanıklı yapı tasarımı, inşaat mühendisliğinin en önemli konularından biridir, bu hesaplar yapılırken (konunun uzmanları bilirler), yapıların doğal titreşim peryodu ve frekansı hesaplanır, günümüzde bilgisayar teknolojisinin gelişmesi bu hesapların daha kısa sürede doğruya yakın yapılmasına olanak vermiştir.

Peyder pey yaptığınız, farklı malzemelerden oluşturulmuş bir yapının doğal titreşim frekansını hesapladığınız vakit, elde ettiğiniz veri ve hazırlayacağınız düzenekle isterseniz bu yapıyı yerle bir edebilirsiniz. Bu konu ile ilgili Nikola Tesla’ nın yapıp çalıştırdığı deprem makinasını kullandıktan sonra “ 10 dakika daha çalıştırsaydım binayı yerle bir ederdim “ dediği tarihte kayıtlıdır.



Konu başlığı İslamın kitabı Kuran-ı Kerim, ses , titreşim ve frekanslar idi, ne alakası var diye düşünenler olabilir, ancak aşağıdaki ayetleri ve meallerini incelerseniz şunu göreceksiniz ki ;

·        *   Yaradan Allah , bir çok ayette, doğruluktan saptıkları için kendilerini yok ettiğini söz konusu yaptığı bir kısım halkları / kavimleri ( ad, semud, medyen, eykeliler vb. )  bu yöntemle yok ettiğini beyan etmiştir, yani rezone ederek. (KAMER  31, ARAF 78-91, YASİN 29, HUD  67, HUD  94, HİCR 73, HİCR 83)
·         

    * Gerek Hz. Musa(a.s.), gerekse Hz. Muhammed (a.s.) dönemlerindeki inançsız yada zayıf inançlı toplulukları en kolay şekilde yola getirmenin yolunun bu yöntem olduğunu beyan etmektedir (SAD  15, YASİN 53, SAFFAT 19, NAZİAT 13,


·         *  Bazen de denemek amaçlı  (ARAF 155, ANKEBUT 40, )


Kuran-ı kerimdeki tespit ettiğimiz etkili ses, titreşim vb. konuları içeren ayetler iniş sırasında ve rahmetli Yaşar Nuri Öztürk Hocanın Türkçe mealleriyle aşağıda dır.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                24. ABESE 33. : Şiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde,
فَإِذَا جَاءتِ الصَّاخَّةُ ﴿٣٣﴾
Fe izâ câetis sâhhatu.

30. KARİA 1. : O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan.
الْقَارِعَةُ ﴿١﴾
El kâriatu.

34. KAF 41-42 : Haykıranın çok yakın bir yerden sesleneceği günü dinle!
O gün o müthiş sesi hak olarak dinleyecekler. Ortaya çıkış/diriliş günüdür bu.
يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ ﴿٤٢﴾ وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ ﴿٤١﴾
Vestemi’ yevme yunâdil munâdi min mekânin karîb(karîbin).Yevme yesmeûnes sayhate bil hakk(hakkı), zâlike yevmul hurûci.

37. KAMER  31 : Biz, onlar üzerine bir tek ses gönderdik de ağılcının serptiği kuru ot gibi kırılıp ufalandılar.
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ ﴿٣١﴾
İnnâ erselnâ aleyhim sayhaten vâhıdeten fe kânû ke heşîmil muhtezir(muhteziri).


38. SAD  15 : Bunların beklediği de sadece, en küçük bir gecikmesi olmayan o müthiş titreşimli tek sestir.
وَمَا يَنظُرُ هَؤُلَاء إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ ﴿١٥﴾
Ve mâ yanzuru hâulâi illâ sayhaten vâhıdeten mâ lehâ min fevâk(fevâkın).

39. ARAF 78 : Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsıntı/o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.
فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ ﴿٧٨﴾
Fe ehazethumur recfetu fe asbahû fî dârihim câsimîn(câsimîne).

39. ARAF 91 : Bunun üzerine o korkunç titreşim/o büyük zelzele onları yakalayıverdi de öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler.

فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ ﴿٩١﴾

Fe ehazethumur recfetu fe asbehû fî dârihim câsimîn(câsimîne).

39. ARAF 155 : Musa, bizimle buluşma vakti için toplumundan yetmiş adam seçti. Şiddetli sarsıntı onları yakalayınca Musa şöyle dedi: "Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka birşey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Veli'mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın."

وَاخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلاً لِّمِيقَاتِنَا فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ ﴿١٥٥﴾

Vahtâra mûsâ kavmehu seb’îne raculen li mîkâtinâ, fe lemmâ ehazet humur recfetu kâle rabbi lev şi’te ehlektehum min kablu ve iyyâye, e tuhlikunâ bi mâ feales sufehâu minnâ, in hiye illâ fitnetuke, tudıllu bihâ men teşâu ve tehdî men teşâu ente veliyyunâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrul gâfirîn(gâfirîne).


41. YASİN 29 : Olan, sadece korkunç titreşimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.
إِن كَانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ ﴿٢٩﴾
İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten fe izâ hum hâmidûn(hâmidûne).


41. YASİN 49 :Sadece korkunç titreşimli bir sesi bekliyorlar. Onlar çekişip dururlarken, o ses kendilerini enseleyecektir.
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩﴾
Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhıdeten te’huzuhum ve hum yahıssımûn(yahıssımûne).


41. YASİN 53 :Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses. Ve bakmışsın, hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣﴾
İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).


50. İSRA 64:  "Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun." Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا ﴿٦٤﴾
Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve racilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûran).


52. HUD – 67 : Zulme sapmış olanları o korkunç titreşimli ses yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş hale getirdiler.
وَأَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ ﴿٦٧﴾
Ve ehazellezîne zalemûs sayhatu fe asbahû fî diyârihim câsimîn(câsimîne).


52. HUD  94 : Emrimiz gelince Şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreşimli sayha yakaladı da öz yurtlarında yere çömelmiş hale geldiler.
وَلَمَّا جَاء أَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مَّنَّا وَأَخَذَتِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ ﴿٩٤﴾
Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ şuayben vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ ve ehazetillezîne zalemûs sayhatu fe asbahû fî diyârihim câsimîn(câsimîne).


54. HİCR  73 : Nihayet o korkunç titreşimli ses, onları güneş doğarken yakaladı.
أَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ ﴿٧٣﴾
Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn(muşrikîne).
54. HİCR  83 : Korkunç titreşimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı.
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ ﴿٨٣﴾
Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn(musbıhîne).


56. SAFFAT 19 : Müthiş bir komut sesidir O. Onlar öylece bakakalacaklar.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ ﴿١٩﴾
Fe innemâ hiye zecratun vâhıdetun fe izâ hum yenzurûn(yenzurûne).


61. FUSSİLET 44 : Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: "Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi?/Arap'a yabancı dil mi?/ister yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir."
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ آيَاتُهُ أَأَعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاء وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِي آذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُوْلَئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ ﴿٤٤﴾
Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuhu, e a’cemiyyun ve arabîyyun, kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yu’minûne fî âzânihim vakrun ve huve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).


74. MÜMİNUN 41 :  Nihayet, o korkunç titreşimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluğu!
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاء فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ ﴿٤١﴾
Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnâhum gusâen, fe bu’den lil kavmiz zâlimîn(zâlimîne).

78. HAKKA 6 : Âd ise gürleyen sesle gelen rüzgârlı bir fırtınayla mahvedildi.
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ ﴿٦﴾
Ve emmâ âdun fe uhlikû bi rîhın sarsarin âtîyetin.

81. NAZİAT 13 :  Oysa ki o, sert bir komut sesinden ibarettir.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ ﴿١٣﴾
Fe innemâ hiye zecratun vâhıdetun.

85. ANKEBUT 40 : Herbirini kendi günahı ile yakaladık. Bazılarının üstüne taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Bir kısmını, o korkunç titreşimli ses yakaladı. Onlardan, yere batırdıklarımız da oldu. Bazılarını da boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı.
فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنبِهِ فَمِنْهُم مَّنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُم مَّنْ أَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُم مَّنْ خَسَفْنَا بِهِ الْأَرْضَ وَمِنْهُم مَّنْ أَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ﴿٤٠﴾
Fe kullen ehaznâ bi zenbihi, fe minhum men erselnâ aleyhi hâsıbâ(hâsıben), ve minhum men ehazethus sayhatu, ve minhum men hasefnâ bihil arda, ve minhum men agraknâ, ve mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).



Netice de belki son 100 yıldır incelenen ve son 30 yılda keşfinde artan bir ivme oluşan ses, frekans, titreşim ve rezonans olayında yaratıcımız yukarıdaki ayetleriyle dikkatimizi özellikle bu konulara çekmek istemiştir.