4 Ağustos 2019 Pazar
FREKANSLARLA İLGİLİ BAZI TESPİTLER 1
Biliyorsunuz,
akıllı telefonlarda kullanılmak (dinlemek ) üzere bazı frekans uygulamaları
yapmışlar. Bunların çoğunluğu çakra temizliği, derin meditasyon yada uyku vb.
gibi işlere yarıyorlar, denemesi bedava. Bu uygulamaların bazılarının üzerinde
kaç frekans yayın yaptığı yazar, bazılarında yazmaz. Bunları kontrol etmek çok
kolay, şöyleki ; ya ikinci bir akıllı telefonunuz olacak veya tabletiniz, ikinci
telefon yada tablete de frekans ölçen
aplikasyonlar (uygulamalar ) yükleyeceksiniz, daha sonrası basit, birinci telefonda frekans değerini ölçen ile ikinci
telefonda frekans yayınlayan uygulamaları aynı anda çalıştırdığınız vakit uygulamanın
doğruluğunu tespit edersiniz. Uygulamayı kulanmak yada kullanmamak keyfinize
kalmış. Bu arada birçok iddialı uygulamanın bedelli olduğunu göreceksiniz,
bunlarda 3-5 $’ dan 50 $’ a kadar
gidiyor.
Bu tespitleri
boş zamanlarımda yapıp paylaşmak istedim, zira her seferinde hangi uygulama ne
kadar frekans veriyor hatırlayamıyorsunuz , en azından bloğa bakarak kontrol
etmek çok kolay. Şimdi aşağıdaki tabloya bakarsanız Google play store de uygulamanın adını ve
resmini göreceksiniz, ayrıca uygulamanın alt açınımlarındaki resmini ve
yayınladığı ne işe yaradığı ile ilgili bilgi bulacaksınız.
Öncelikli
olarak frekans ölçer uygulamalarını anlatacam, daha sonraki tespit sayfasında
diğer incelediklerimi anlatacam.
|
UYGULAMANIN PLAY STORE 'DAKİ RESMİ VE İSMİ
|
UYGULAMAYI AÇTIĞINIZ ANDAKİ EKRAN RESMİ
|
UYGULAMA NE YAPIYOR
|
|
|
|
UYGULAMAYI AÇTIĞINIZ AN, ETRAFINDAKİ SESLERDEN
ALGILADIKLARININ FREKANSINI ÖLÇÜYOR VE
SAĞ ÜST EKRANDA YAZIYOR
|
14 Haziran 2019 Cuma
YETİŞİN ÇOCUKLAR
Eğer, mizaç (doğuştan
getirdiğimiz karekterimiz ) hariç, bizi eğiten şeyler dediğim vakit aklımıza
neler gelir ? diye sorarsam. Öncelikli olarak ailemiz (anne, baba, bizden büyük
abla ve abimiz ), akrabalarımız( yakınlık durumuna göre teyze, dayı, hala, amca
ve kuzenler ), sonra gittiğimiz okuldaki öğretmenlerimiz, aldığımız eğitim ve
bu eğitimin yönlendirmesiyle okuduklarımız ve seyrettiklerimiz cevabı yeterli
olur. Daha büyük ölçekte bir toplumu ne eğitir / bir topluma ne yön verir
dersek hemen aklımıza sinema ve televizyon gelir.
Bizim toplumun bu konuda çok şanslı olduğunu sanmıyorum zira
yıllarca (yaklaşık 1915-1980 arası) yapılmış Yeşilçam filimlerine bakarsanız
toplumu doğru yönde eğitmekten ve topluma yön vermekten uzak filimler
yapıldığını görürsünüz. Sanatçı Cem Yılmaz bu konuyu yaptığı bir stand up
proğramında çok güzel işlemiştir. Bizdeki filimlerde gözüken kanun dışı
insanlara baktığınız vakit o kadar nazik ve kibarlık görürsünüz ki kanun dışı
insan olasınız gelir, yani gerçeklerden uzaklık söz konusudur.
Yabancı filimlere baktığınız vakit bizimkilere nazaran daha
gerçekçi ve daha doğru yön verici olduğunu görürsünüz. Bizde, silme, kız
kaçırma, başlık parası, milli kahramanlık ve kan davası konuları işlenirken,
yabancılarda ağırlıklı western adı verilen kovboy çatışmaları, yanlışa karşı
birleşmek gerekliliği, sonunda doğru ve adaletin kazandığı temalar işlenir. Çekimler
daha gerçekçidir, adam rakibine ana avrat küfür eder, vuruşurlar, insanlar
kanunu ve kanun temsilcilerini olduğunca eleştirir. Bizde tam tersi söz
konusudur küfür etmen gereken yerde küfür edemezsin, hiçbir şekilde kanunları
ve temsilcilerini eleştiremezsin. Bir anlamda bizim hazırladıklarımızda
gerçekliği anlatan kısımlar varsada anlatmak isteyip anlatamadıklarımız da
çoğunluktadır.
Burada özetle anlatmak istediğim ülkemizin özeti, yani yaklaşık
ikiyüz sene Selçuklu, yediyüz sene de Osmanlı devleti bayrakları altında
yaşayan tabiri caizse yetmişikibuçuk
milleti sevk ve idare etmişler ancak yıkılma ve parçalanmanın önüne
geçememişler, diğer yandan toplasan ikiyüzelli seneyi ancak bulan Amerika devleti
bayrağı altında yaşayan yetmişikibuçuk
milleti çok rahat el altında tutabilmekte ve görünüşte her yıl dünyanın her yanından
göçmen almaya devam etmektedir. Bugün fırsat verilse bir çok toplumdan bir çok
yetişmiş insan koşa koşa Amerika ya vatandaş olmak için gidecektir. Amerika gibi,
Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya vb. birkaç devlet daha habire ihtiyacına göre
göçmen almaktadır.
Buralara bir şekilde gelip çalışan, dönen yada
vatandaşlıklarını alan insanları incelediğiniz vakit içlerinde her ne kadar
vatan arzusu ve bağlılığı olmasına rağmen buralarda kalmayı evlatlarını böyle
gelişmiş bir toplumda yetiştirmek istedikleri ortak duygu ve düşünceleridir. Burada
etken olan sadece bu devletlerin vatandaşına sahip çıkması, uygun refah
seviyesinde yaşıyor olmaları değil, en büyük sebep kaliteli eğitim yapmaları,
kaliteli insan yetiştirmeye çalışmaları bu konularda araştırma ve geliştirmeden
geri kalmamalarıdır.
Bizde durum içler acısıdır bugün kü tarihi baz kabul ederseniz, eğitim dünyasında son onbeş sene içinde belki
50-100 sene geriye düştük, uluslar arası eğitim araştırma, kontrol ve
karşılaştırma çalışmalarında habire puanımız düşmektedir. Dünya artan bir ivme
ile gelişmektedir bu gelişmeyi yakalayamayan devletler acınak duruma düşmekten
kurtulamazlar. Bir zamanlar devletlerin gücü bilek gücüyle ölçülüyordu, o dönemlerde
her devlet bilek gücü oranında yer ve yurt sahibi olabildi, şimdilerde devletin
gücü bilekle değil ürettiği beyin gücü ve ürettiği teknoloji ile ölçülmektedir.
Olay eğitimden başka bir şey değildir.
İnsan eğitimi aslında okul bitirmekle tamamlanmıyor, ölümüne
kadar devam ediyor, en önemlisi mizaç+ okul öncesi aileden aldığı eğitim ve
daha sonra içinde yaşadığı devletin sağladığı / sağlayacağı eğitimi kendi mizacına en uygun şekilde
almasıdır.
Bundan 50-60 yıl önce çok rahat erişebileceğiniz, eğitim
konusunun uzmanlarının yazdığı yada önerdiği çocuk yetiştirme kitapları yoktu, varsa bile okur
yazar oranı çok düşük olan (1927 de % 11, 1960 ta % 40, 2008 de % 85 ) toplumda
herkes buna kolaylıkla erişemiyordu. Günümüzde internet ve sosyal medya yaygınlığı bu tür eğitici dökümanları
araştırmak ve bulmak için ideal bir ortam sağlamaktadır.
Torun sahibi olmasaydım, onu nasıl daha yetiştirebiliriz
diye düşünmeseydik, belki bu yazıyı yazmayacaktım, çok sevdiğim bir insan (
yurt dışından ) çocuk yetiştirmek ve eğitmek için yazılmış güzel bir kitap
önerdi. Bu kitabın adı YETİŞİN ÇOCUKLAR / Yazarı : Prof. Dr. Selçuk R. Şirin, sosyal soromluluk
gereği bende bunu tüm tanışlarıma iletmek adına bu yazıyı yazdım.
Bu arada kitabın tanıtımından ufak bir paragrafı yazmakta
fayda görüyorum, sevgi ve sağlıkla…
KİTABIN TANITIMINDAN
Çocuklarımız için her şeyi “doğru” yapmanın reçetesini
ararken çoğunlukla kendimizi strese boğuyoruz. Bu gerçeklikten yola çıkan Prof.
Dr. Selçuk Şirin, 20 yıl süren akademik çalışmaların bir ürünü olan Yetişin
Çocuklar’da ebeveyn ve eğitimcilere sesleniyor. Şirin, bu kitapla özellikle
“mükemmel ebeveynlik” baskısını hissedenlere bilimsel ve yalın bir yaklaşımla
iç ferahlatıcı bir başucu kitabı sunuyor. Bu kitap çocuk yetiştirirken somut,
uygulanabilir çözümler arayan herkese çok iyi gelecek!
Bebeklerle ilk diyaloğu nasıl kurmalıyız?
Erken yaşta zihinsel gelişimi desteklemek için ne
yapmalıyız?
Disiplin ama nereye kadar?
Çocuklara ikinci dil öğretmenin ideal yaşı nedir?
Tatilde öğrenme kaybı nasıl önlenir?
Çocukları ekran bağımlılığından nasıl koruyabiliriz?
Ergenlerle sağlıklı diyaloğun formülü nedir?
Okul tercihinde nelere dikkat etmeli?
Gençleri hangi adımlar zirveye taşır?
Okulöncesinden ergenliğe, Türkiye ve dünyada pek çok
bilimsel çalışmaya imza atan, ABD Bilimler Akademisi’nin çocuk yetiştirme
komisyonunda görev alan Selçuk Şirin, bu kitabın hikâyesini şöyle anlatıyor:
“20 yıl önce yazmayı tasarladığım bu kitabı ve notlarımı kendi çocuklarımı
yetiştirmeye başlayınca rafa kaldırdım. Çünkü ebeveyn olmak, çocuk gelişimi
üzerine bildiğim her şeyi temize çekmemi sağladı. Şimdi pratikle terbiye
edilmiş kuramsal bilgileri paylaşma zamanı. Bu kitapta, içime sinmeyen hiçbir
şeyi okura önermiyorum.“
Umut, çocukların kuracağı dünyada! Yetişin çocuklar…
6 Haziran 2019 Perşembe
KALİTELİ VE KALİFİYE OLMAK
Yurt dışında çok bulundum, ağırlıklı olarak Rusya ve Türki
cumhuriyetleri ile Iraq ta, buralarda zaman zaman işveren yabancı idareler kadromuz
içinde yaklaşık % 30 -50 mertebesinde yerel eleman çalıştırmamızı şart
koşarlardı ve bağlı olduğumuz firmalarda bu şartları yerine getirir di.
Bizlerin çalıştırmak üzre yurt dışına götürdüğümüz elemanlar bu işten çok
müzdariptiler nedeni de yerellerin çok kaytaran, bizimkilere eşdeğer
randımanda çalışmayan insanlar
olmalarıydı. Bizimkiler fırsat buldukça bu insanları tembelliklerinden dolayı aşağılarlar dı.
Aslında işe ihtiyacı olan bizlerdik ve gerçek hayatta da hiç
kimse memleketinde tatmin edici bir iş bulsa evini barkını terk edip, tabiri caizse
kelle koltukta çalışmak istemezdi. Ama kader utansın derler ya, zamanında bayrağımız altında bulunmuş bir çok
yere şimdilerde biz iş yapmak için gidiyoruz.
Para kazanmak üzre memleketlerine gittiğimiz bu insanlar
kendi işlerini kendileri yapabilseydiler bizim oralara gitmemize gerek yoktu, işleri
yapmak üzre bizi almalarına gerek yoktu. Ancak kazın ayağı öyle değil misali
ülkemizde yeterli ve tatmin edici işler olmadığı için arayış içinde olan biziz,
atalar koruk yer, torunların dişi
kamaşır misali, lale devri yaşayan atalarımızın hovardalığını maalesef biz
çekiyoruz…
Bir devletin sermayesi nedir diye sorulsa sahip olduğu arazi,
doğal kaynaklar, doğal güzellikler, nufus ve yetişmiş insan gücü diye cevaplar
gelecektir. Bunlardan en önemlisi nufus ve bu nufus içinde ki kalifiye insanlardır.
Yani şöyle düşünün eskiden (elli sene önce diyelim ) elli yılda bir buluş
yapılırken şimdilerde dakikada elli buluş yapılmaktadır, bu konuda muazzam bir
sürat söz konusudur. Kaliteli ve kalifiye insan gücüne sahip değilseniz bu
sürate erişmeniz değişimi yakalayabilmeniz mümkün değildir.
Olay kaliteli ve kalifiye insan olmaya, kaliteli insan yetiştirmeye,
kısaca iyi bir eğitime ihtiyacın su götürmez bir gerçek olduğuna varıyor.
Sadece fiziksel bedenimizi beslemek yetmiyor, standart bir
eğitim alıp tamam demek yetmiyor, zihinsel bedenimizi ve varlığımızı da iyi beslememiz
geliştirmemiz gerekiyor, yani iyi bir eğitim almak ve bunu bir yaşam tarzı
haline getirmek gerekiyor, dişleri fırçalamak gibi, sürekli rutin bir şekilde
devam etmek gerekiyor.
Devletlerin çoğu bu işi plansız ve programsız yaptığı için
sonuç hüsran oluyor ve etrafınıza bakarsanız eğitim almış ancak iş bulamayan mutsuz insanlarla,
ve en azından bu işi kapayım da geçimimi sağlayayım diyen, sevmediği işi yapan mutsuz insanlarla dolu, sevdiği işi yapıp mutlu olan o kadar az insan
var ki saysanız şaşırırsınız.
Plansız proğramsız derken şunu kastediyorum, devlet sürekli
okul açıyor ve bunu iftihar vesilesi yapıyor, buradan mezun olan/olacak
kişilere yetecek iş olup olmadığına ve okuyan kişilerin gerçek yeteneklerine,
ve bu yeteneklerine göre bu insanları doğru noktalara kanalize etmeye bakmıyor, okul var mı ? var düşüncesi ihtiyaç
fazlası meslek sahibi enflasyonu oluşuyor.
Variyeti uygun olanlar, çevresi olanlar bir şekilde iş bulup
hayatlarını idame ettiriyorlar, imkan
bulamayan yada yaratamayanlar farklı bir
iş yapıyorlar / yapmaya çalışıyorlar.
İzlenecek adımlar çok basit, önce yetenek tespiti, daha
sonra bu mesleğe ihtiyaç durumu tespiti ve ondan sonra o işe kanalize
olmak/etmek, ama en önemlisi sevdiğimiz işi yapacağız.
Bugün dünyanın iletişim ve ulaşımda vardığı noktayı göz
önüne alırsanız belki ait olduğunuz memleket size yeterli olmayacaktır yada
istediklerinizi veremeyecektir, dolayısı ile yabancı bir memlekette yabancı
kültürdeki insanlarla çalışmak ve yaşamak durumunda kalabilirsiniz. Bunu en
güzel bir şekilde yapmak için yabancı kültürleri ve onların dillerini öğrenmeniz
meslek sahibi olmaktan önce yapmanız gereken şeydir.
Bizler yurt dışına inşaat yapmak için gittik/gidiyoruz, her yaş ve seviyedeki
insanların en rahat buldukları iş inşaattır,
neticede özü hamallığa dayanır. Bir grupta on-onbeş beyaz yakalı varsa
bunun dışındakiler ya usta yada yardımcıdır. Yabancılar başlangıçta yerel
çalıştırın demiyorlardı ama şimdilerde bu oranı
artırdılar yani piyasa git gide daraltıldı. Yurt dışında iş yapan
firmalarımız on binlerle ifade edilirken şimdilerde bir elin parmakları
sayısınca azalıp sayılmaya başlandılar.
Özetle, tabiki illa inşaat işi yapacağız diye bir kayıt yok, her işi
yapabiliriz olmalı genel prensibimiz. Bunun alt yapısını da ona göre
hazırlamamız gerekiyor, yani, yabancı kültürleri bileceğiz, yabancı dil
bileceğiz (eskiden tek dil yetiyordu, şimdi gerekirse ikinci bir yabancı dil
öğreneceğiz ), kendi kültürümüze saygı görmek istiyorsak, çalışmaya gittiğimiz
yerdeki kültüre saygı gösteceğiz, mesleğimiz sevdiğimiz bir meslek olacak ve
biz bu meslekte en iyisi olmaya çalışacağız.
3 Haziran 2019 Pazartesi
KÖRLER ÇARŞISINDA AYNA SATMAK, SAĞIRLAR ÇARŞISINDA NARA ATMAK
Mevlananın bu deyişini çok severim, “KÖRLER ÇARŞISINDA AYNA
SATMA, SAĞIRLAR ÇARŞISINDA NARA ATMA ”. Aslında anlam olarak aynı sayılabilir,
ha körler çarşısında ayna sattın ha sağırlar çarşısında nara attın, ne körler
aynayı görür, ne de sağırlar nara yı duyar. İnsan toplumları öyle değil mi
sizce ?
Çok doğrudur, fiziksel anlamda körler görmez, sağırlar
duymaz, birde bu işin gerçek tarafı var. Gerçekte insanlar, gerek duyma, gerekse görme eylemine fiziksel
organlarıyla başlarlar ancak bu
eylemlerini akıllarıyla destekleyip tamamlarlar. Aklı ise net tanımlamak çok
zordur, zira aklın kalitesine etken o kadar çok faktör var ki hangisini baz
alacaksınız ? Doğuştan getirdiğiniz akıl mı ?
Genetik olarak sahip olduğunuz mu
? Bulunduğunuz çevreden sahip olduğunuz mu ? Aldığınız eğitimle oluşturduğunuz
mu ? Yoksa bu etkenlerin bileşkesi mi ? Ve herkes te aynı seviye ve kalitede olmayan akıl. Dediğim gibi çok zor.
Gösterilmek isteneni yada söylenmek isteneni herkes aklı
oranında kavrar demek daha uygun olur sanırım. Evrensel zeka bizlere her
söyleneni ve her gösterileni doğru
anlama aklı ve yeteneği versin…
30 Aralık 2018 Pazar
2019 ‘A GİRERKEN
Belki birçoğunuzun bildiği bir hikayedir meşhur gangster Alkaponun hayatı birçok cinayeti içeren kanunsuzluklarla geçmesine rağmen, cinayetten değilde vergi kaçakçılığından yargılanmış ve hapse atılmıştır. İçeri düştükten sonra kendisi ile yapılan röpörtajda, röpörtör sorar “ nasıl olduda bu hale düştünüz ? “diye. Cevap basit olduğu kadar anlamlıdır da “Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her aksam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”
Yeni bir yıla girerken neden böyle bir yazı yazma gereği
hissettim oda tartışılır ancak tartışma götürmeyen bir şey varsa oda insanların
Tanrının çalışma tarzını yeterince anlamadıkları, evrensel resmi yeterince net
göremedikleridir.
Bir takım, bulunan iskelet vb. fosillerin 50-150.000 yıl
eski olduğu telafuz edilse de, insanlığın kayıtlı tarihi 14-15.000 seneyi
geçmiyor. Bugün dünyaya gözlerini açan bir insan evladı, bulunduğu yerdeki
paradigmalarla donanıp/donatılıp, yaşadığını
/ yaşananları zihnine yerleştirilen standart kanaatlerle değerlendirmektedir.
Öncelikli olarak kendinden önce yaşanmış kayıtlı 15000 seneyi irdeleyip
insanlık ve insanlığın oluşturduğu medeniyeti inceleyip irdelemek varken, yaşadığını
/ yaşananları çok sığ düşüncelerle değerlendirmektedir. Bütünün parçası
olduğunu algılamaktan uzak, kendini bütün sanmaktadır. Bu evrensel paradoks
sosyal bir kanser misali insanların ruhunu sarmış ve sarmaya devam etmektedir.
Hani bu durum neye benzemektedir bilirmisiniz ? Basitçe
anlatımıyla , müsbet ilimlerde bir sıralama vardır, şöyleki ; rakamları
bilmeden cebir ilmini anlayamaz / uygulayamazsınız, aynı şekilde cebiri
bilmeden geometriyi, geometriyi bilmeden fiziği, fiziği bilmeden kimyayı
diyebiliriz. Hal böyleyken, incelediğinizde insanların cebir, geometri ve fizik
bilmeden kimyayı uygulamaya çalıştıklarını görürsünüz. “Yarım doktor candan,
yarım imam dinden eder “ derler ve bu tartışmasız doğru bir tespittir, Allah
bizi yarım kimyagerlerden korusun.
Gerçekler bunlar diyerek körler çarşısında ayna satmak ta değil
niyetim, sadece güneşi görmesekte
sıcaklığını algılayabiliriz diye düşündüm ve düşüncelerimi paylaştım.
YENİ YIL TÜM İNSANLARA / İNSANLIĞA SAĞLIK, BAŞARI VE HUZUR
GETİRSİN…
30 Nisan 2018 Pazartesi
DEĞİŞİM, GELİŞİM İLE KUTSAL GÜNLER VEYA GECELER
Yaşadığımız evrene genel anlamda ve geniş perspektifte bakıldığında , değişim ve gelişimin sürekliliğini, yaşamın tek düze değil de bir sinüs eğrisi çizdiğini ve evrende yegane kalıcı olanın bir tek kadiri mutlak yaratan olduğu görülür.
En basitinden incelerseniz yaklaşık milattan 4000 yıl önce bulunmuş tekerleğin, bu gün ki yaklaşık 250 km/saat sürat yapabilen son model bir araçtaki pozisyonu tekerleğin müthiş güzel bir değişimidir.
Fazla uzağa bakmaya gerek yok, yaşadığımız ileri bilinçli hayatta yakın tarih 1980 li yıllardaki haberleşme yöntemleri ile bugün ki haberleşme yöntemleri arasında uçurum vardır ; 1980 ‘ ler de İstanbul / Aksaraydan Mersini aramak için ptt’ ye telefon yazdırdığınızda telefonun bağlanması 4 saat sürerdi, aynı talebi sirkeci ptt’ den yaptığınızda 2 saate bağlanırdı, 1973 senesinde ptt ye kaydettiğim telefon hattı talebi 1985 yılında hayata geçti, günümüzde ise herhangi bir telefon servis sağlayıcısından temin edeceğiniz sim kart ile anında olmasa bile uygun telefonunuz varsa dakikalar içinde dünyanın diğer tarafıyla görüşmeye başlarsınız hem de isterseniz görüntülü.
Bu yazdığım örnekler evrendeki fiziksel gelişimdir, daha doğrusu evrensel gelişimin fiziki dünyada insana sağladığı kolaylıktır, değişimde pek farklı değil, her şey insanlığın rahatlığı ve refahına odaklı devam etmektedir.
Ancak acıdır ki insanlık fiziki gelişim ve değişimde gösterdiği performansı ruhsal ya da sosyal yapısında aynı oranda gösterememektedir. Yanlış kanaatlerle birbirini acımasızca yargılayıp, birbiri hakkında yanlış hükümler vermektedir.
Kanaat deyince benim aklıma bizi en çok etkileyen kazanılmış düşünce ya da varılmış nihai düşünce gelir ki bu düşünceler ister kendi kazanımımız olsun isterse zihnimize dolaylı olarak zerk edilmiş olsun. Her konuda dolaylı edinebileceğimiz kanaatler olabileceği gibi istersek kendi kanaatlerimizi de düşünüp araştırarak oluşturabiliriz, bence doğrusu da budur.
Daha öncede yazmıştım yılbaşı kutlamalarını İslamiyet ‘e aykırı bulup kutlamak istemeyen bazı arkadaşlar gündeme gelmişti, şimdi de bunun tersi söz konusu, şöyle ki; “ Kandil ve bayram uygulamaları ve benzeri özel gün ve geceler Kuran ayetlerinde yer almayan konulardandır.” diyerek bu kutlamaları eleştiren ve bu mesajları almak istemeyen arkadaşlarımız oluyor, bence, bu gibi gün ve uygulamalar Kuran ayetlerine aykırı inanç ve kabuller barındırmadıkları müddetçe kutlanabilir, yeter ki birbirimizi bu iş bu iş illa, olmazsa olmaz gibisinden mecbur etmeyelim.
Bu ve benzeri vesilelerle birbirimizi arayarak hatır sorabilir, elde var bir mantığı ile hareket etmeden, ilişkilerimizi canlı ve güçlü tutabiliriz. Nasıl ki anneler günü, babalar günü yada sevgililer günü, vb… bilmem ne günü diyerek sosyal rezonans yapılıyorsa, kutsal günler veya geceler içinde sosyal rezonans yapılabilir, niyetle doğru orantılı değerlendirilen ibadet, insanla yaradanı arasındadır, kimsenin kimseye yargıçlık yada hakimlik yapmasına ne hakkı nede haddi vardır.
İnsanı en güzel surette yarattığını defalarca kuranı keriminde bildiren yaratanımız var ve eşrefi mahlukat tabir edilen İnsan için eğer bilirse, ve kulluğunu ifade etmek istiyorsa, değil Cuma, Cumartesi Pazar günü yada Recep Şaban Ramazan ayları, her an, her zaman parçası kutsal ve mübarektir.
Özel olduğu kabul edilen gecelerde / zamanlar da yapılan ibadet ve bağışlanma dileklerinin mutlaka kabul göreceği ve diğer gün ve gecelerden daha makbul olacağı gibi inançlar yanlıştır ve batıldır.
Özel olduğu kabul edilen gecelerde / zamanlar da yapılan ibadet ve bağışlanma dileklerinin mutlaka kabul göreceği ve diğer gün ve gecelerden daha makbul olacağı gibi inançlar yanlıştır ve batıldır.
Kıstasımız kuran ise, kuranın işareti kutsal olan sadece Kadir gecesidir, kuluna şah damarından daha yakın olduğunu bildiren yaratana, yakın olmak isteyen için her gün kadir gecesi olabilir, illa filanca gün, gece veya zaman değil, yeterki niyetiniz saf olsun ve kendiniz dışında kimseye de yargıçlık taslamayın.
Bu vesileyle her kesin kabul ettiği ve kutsal saydığı vakitler mübarek ve kutlu olsun…
Etiketler:
beraat,
değişim,
evren,
gelişim,
insan,
kadir gecesi,
kandili,
kutsal geceler,
kutsal günler,
yaratan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






